Ömer ÇOLAK│11 SOS B
10 TM B Sınıf öğretmeni Aytekin Sücü tarafından kasım ayından itibaren başlatılan kitap okuma kampanyası bütün hızıyla devam ediyor. Kitap okuyan ve okuduktan sonra özetleme yaparak ve hocalarının kendilerine sorduğu kitap ile ilgili soruları cevaplayarak okuduklarını ispat eden öğrenciler bugüne kadar büyük mesafe kat ettiler.
Yaptıkları okumalarla ilk beş sırayı alan öğrenciler ve okudukları kitap sayıları şöyle:
Hilal Köse : 26
Hatice Çelik : 22
Seda Özer :16
Deniz Nisgavlioğlu :16
Derya Nisgavlioğlu :12
Gazetemize ‘Ülkemiz dünyada kitap okuma oranı en düşük olan yerlerden biri. Hangi alanda olursa olsun ilerlemek kitap okumakla mümkündür. Ben kitap okuyan öğrencilerimin davranışlarında ve düşünce güçlerinde olumlu yönde değişimlerin olduğunu gözlemliyorum. Derslerine giren diğer öğretmenlerde bu değişimi müşahede ettiklerini bana defalarca ilettiler.’ şeklinde konuşan Aytekin Hoca, durumdan memnun olduğunu ve bu çalışmayı sene sonuna kadar devan ettireceğini sözlerine ekledi. ■
Okulumuzun Soru Çözme Rekoru Kırıldı
Okulumuz 11 Fen öğrencilerinden Onur Tokgöz ve 11 TM A öğrencilerinden Gülsen Yıldırım ocak ayında bir rekora imza attılar. Okulumuz Kimya Öğretmeni Tamer Yıldırım’ın yakından takip ederek tuttuğu istatistiklerden yararlanarak edindiğimiz bilgilere göre; Gülsen Yıldırım: 390 soru çözerek 11700 (on bir bin yedi yüz) rakamına ulaştı. Onur Tokgöz: günlük ortalama 425 soru çözerek aylık toplam 12750 (on iki bin yedi yüz elli) ) rakamıyla okulumuzda soru çözme rekorunu kırdı. Arkadaşlarımızın bu başarılarını gazetemiz adına kutluyoruz. Bu tempolarının artarak devam ettiğini söyleyen Tamer Hoca, öğrencinin bireysel çalışmalarının kayıt altına alınmaya devam edeceğini de sözlerine ekledi. ■
Bu yıl değişen yasayla adaylar ÖSS’ye okullarda başvuruyor. Her liseye sadece bu iş verilen bilgisayar, kamera ve yazıcıyla internet ortamında yapılan kayıt işlemleri adaylara rahat nefes aldırdı. Öncelikle, form almaya gelen adaylara formun dışında bir de kayıt işlemleri için randevu veriliyor. Her aday randevusuna gelmeden en fazla iki gün içinde bankaya harcını yatırmak zorunda.
Okulumuzda ÖSS kayıt işlemleri Müdür Yardımcısı Mustafa Genç tarafından yapılmaktadır. Bu süreç içerisinde yüzünü neredeyse hiç göremediğimiz Mustafa Hoca, gazetemizden yanına röportaj için giden arkadaşlara ‘Çok yoğunum.’ cümlesinden başka hiçbir şey söylememiştir. Kendisine gazetemiz adına işlerinde kolaylıklar diliyoruz. ■
Okulumuzun anlaşmalı olduğu bilgisayar yazılım programlama şirketi Bilsa’nın sumuş olduğu imkanlarla okulumuza internette bir sayfa ayrılmıştır. Öğretmen ve öğrencilerimizin her birisi için ayrı sayfa mevcuttur. Farklı kullanıcı adı ve şifreyle sayfalara girilerek gereken işlemler büyük bir kolaylıkla yapılmaktadır. Geçen dönem yapılan veliler toplantısında her öğrencinin sayfa bilgileri velilere verilerek, velilerin öğrencilerinin durumlarını yakından takibetme imkanı sağlanmıştır. ■
2004–2005 eğitim döneminde yeni açılan bilgisayar bölümü için Erkek Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü Eğitim Araçları ve Donanım Dairesi Başkanlığı’na başvurulmuş olup bugüne kadar takipsizlikten bir türlü okulumuza ulaşamamış olan 16 adet bilgisayar, okul müdürümüz Rüstem Şahin’in yılmaz gayretleriyle bu ay bilgisayar sınıfımızın masalarında yerini aldı. Böylece bilgisayar bölümü öğrencileri teknik donanımı daha güçlü bilgisayarlarla eğitim görme imkânına kavuşmuş oldu.
Bilgisayar bölümünde bulunan eski bilgisayarların dört tanesi okulumuzun yurdundaki öğrencilerin yararlanması için, 1 tanesi öğretmenler odası için, 1 tanesi de okul dergi ve gazetesi çalışmalarının yapılması için ayrılmış, geri kalanlar ise açılacak olan teknoloji sınıfında
kullanılmak üzere kaldırılmıştır.
İçerisinde okul müdürümüz Rüstem Şahin’inde bulunduğu bir heyet, Yusufeli’ne tatil maksadıyla gelen Kadir Topbaş’a hoş geldin demek ve bir takım eğitim problemlerinden bahsetmek maksadıyla bir ziyarette bulunmuşlardı. Müdürümüzün teklifi üzerine Sayın Topbaş’tan okulumuz için 10 adet bilgisayar, 1 adet projeksiyon makinesi ve 1 adet yazıcı sözü alınmıştı. Bunlardan on adet bilgisayar, bir yazıcı ve bir tepegöz makinesi okulumuz tarafından teslim alınmış olup projeksiyon makinesinin ise gelmesi beklenmektedir. Kadir Topbaş’ın gönderdiği bilgisayarlar da teknoloji sınıfına aktarılmıştır. Bu katkılarından dolayı Sayın Topbaş’a tüm okul adına teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Yıllar Sonra Okul Kantinimiz Tekrar Hizmet Vermeye Başladı
Ayfer TUNÇ│9 D
Önceki yıllar defalarca dile getirilmesine rağmen çeşitli nedenlerden ötürü faaliyete geçirilemeyen okul kantini okulumuz kooperatif kulübü faaliyeti olarak bu yıl açıldı. Mezkûr kulübün rehber öğretmenliğini yapan Kimya Öğretmeni Tamer Yıldırım ve Tarih Öğretmeni İsmail Cahit Düzgün yaptıkları bu çalışmayla teneffüs aralarını öğrenci açısından daha işlevsel hale getirmişlerdir. Çay ve tost gibi yapımı külfetli olan ürünlerin de hedeflerinde olduğunu ve kısa zaman içinde bu tür ihtiyaçlara da cevap vermek için çalışmalarının devam ettiğini bildiğimiz kulüpten öğrencinin boş vakitlerinde rahatça oturup müzik eşliğinde ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir ortam oluşturmalarını bekliyoruz.
Kooperatif kulübü adına gazetemize konuşan Kimya Öğretmeni Tamer Yıldırım, öğrenciyi memnun etmenin çok zor olduğunu söyledi. En son kantinde satılan simitlerin çok küçük olduğu hakkında şikâyetlerin geldiğini söyleyen Tamer Hoca, ‘simitlerin boyutunu ancak Trabzon ekmeği kadar büyüttükten sonra öğrenciyi razı ettik’, dedi.
Tayin Göçü Bu Sene YÇPL’den Dört Can aldı
İlk olarak Gül Şebnem Arsu Yalova Fen Lisesi’ne, beraberinde Berke Arsu Yalova Kız Meslek Lisesi Çocuk Gelişimi Kreş Sınıfı’na, ardından Kürşat Arsu Yalova Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezine, son olarak Meral Şahin ise Sivas Mesleki Eğitim Merkezi’ne gitmişlerdir. Bütün hayatımız bulaştırıp yıkamak, tanışıp ayrılmakla geçiyor. Hafızamızda beraber geçen günlerden kalmış hatıralar, aklımızda da yeni insanlarla tanışmanın korkusu var artık. Onları hiç unutmayacağız.
Uzun yılar okulumuzda görev yapan Kürşat Hoca giderayak bir kazayla korkuttu bizi. Son günlerini eşinden ve çocuğundan ayrı geçirmek durumunda kaldığından olsa gerek oldukça dalgın ve yorgundu. Bir yanda görev dolayısıyla kalmak zorunda olduğu bir ilçe, bir yanda ise ayrılığı günden güne kendini yıpratan bir aile vardı. İki arada bir derede kalmıştı açıkçası. Bu duruma sabır gösterecek kadar kalenderdi ama arabasını dereden diğer araya uçuracak kadar da çılgındı. O yaralandı biz ise korktuk.
Yeni görev yerlerinizde hepinize sağlık ve başarılar dileriz…
teşekkür ediyor yeni görevinizde başarılar diliyoruz.
Rüstem Şahin: Hoş geldiniz.
Sevenay Özcü: Nasılsınız veya her şey yolunda mı? Rüstem Şahin: Eh işte ya da bazı şeyler yolunda değil diye cevap vereyim bu soruna. Sıkıntı dereceleri birbirinden farklı bir sürü problemlerimiz var. Yanlış anlaşılmasın, problemlerden şikâyet etmiyorum. Çok şükür varlar, bizler zaten bunları çözmek için buradayız. Zaten bir yerde problem varsa orada işleyen bir hayat var demektir.Biz yani hepimiz bu hayatı yaşamak için buradayız. Hem ka- derimizdir bu birlik- telik hem de içinde olmaktan oldukça mutlu olduğumuz bir durumdur. Ben işler yolunda derken mut- lu olmayı veya olanları, kader der- ken bu birlikteliğe katlananları kast-ediyorum ve mutlu olanlarla birlikte olmayı tercih edip bütün öğrencilerimi ve öğretmenlerimi her zaman burada görmek istiyorum. Daha doğrusu bu mutluluğun davetçisi olarak algılıyorum yeni görevimi. Bü tün çabalarım bu yönde.
Rüstem Şahin: Bu okulda gördüğünüz herkes, birbirinden tamamen farklı karmaşık, çoklu amaçlar için burada değiller. Hepimiz tek bir amacın değişik yerlerinden tutmak için buradayız. Dikkat edin tutunmak için demiyorum tutmak için. Hiçbirimiz sığınak algılamamalıyız okulu. Eğitim ve öğretimin hepimiz tarafından bilinen bir takım amaçları var. Hepimiz bu amaçları hakkıyla yerine getirebiliriz anlaşmasıyla belli görevler almışız. Bir yönetici olarak bütün personelimden ve öğrencilerimden beklentim aldıkları görevleri, çok daha iyi yerlerde olabilecekken kaderci bir yaklaşımla ne yapalım ki buradayız bir süre sabretmeliyiz şeklinde algılamamalarıdır. Buradayız ve tabii ki burada olacaktık demeliler. Burası bizim ve burada yaşadığımız bizim hayatımızdır. Başarısızlığım tüm hayatıma mal olabilecek bir olumsuzluk getirecek bana. Gösterdiğim başarılar küçük bir ilçede de olsan dünyada oluşumun yani varoluşumun en büyük parçasıdır demeliler. Yoksa sonuç herkes için büyük bir hüsran getirecektir.
Öğrencilerimin çoğu ne için burada olduklarını bilmiyorlar. Velilerimin bildiği şey çocuklarının okula gelmelerinin bir gereklilik olduğudur. Çocuklarının yaptığı ise şafak saymaktır. Okul, askerlik gibi herkesin hayatında kaçınılmaz bir süreç olarak hatıralarını işgal edecek bir yer olarak algılanıyor.olarak algılanıyor. Okulu sevmiyorlar. Burada mutlu olamıyorlar. Teneffüsleri, okul çıkışlarını, kantinde oldukları dakikaları, ders esnasında fark ettirmeden yaptığı konuşmaları seviyor, büyük bir aşkla bağlanıyorlar onlara. Bunlar olmasa öğrenci sayımızın oldukça azalacağını düşünüyorum. Çoğu bunlar için geliyor okula. Bu da büyük bir problem oluşturuyor bizim için. Aşkla olabilecek bir şey nefretle mesafe alamaz. Kısacası öğrenciye olan sevgimiz bu noktada platonik bir aşka dönüşüyor. Hiçbir şekilde karşılık bulamıyoruz. Tüm uyarılarımız, nasihatlerimiz, çağrılarımız cevapsız çağrı olarak kalıyor yahut şebeke bulamıyoruz. Kapsam alanı dışında kalıyor çoğu.
Sevenay Özcü: Öğren cinin sevmesi yeterli olacak mı?
Rüstem Şahin: Artacak bile...
Sevenay Özcü: Öğren cinin sevgisizliğinin sebepleri nelerdir?
Rüstem Şahin: Önce- likle bu sevgisizlik vi- rüsünü geldikleri okul-lardan getiriyorlar. Gel- dikleri yerlerdeki sağlıklı öğrenciler kolejlere se- çildiği için okulumuza pek fazla eğitimle barışık öğrenci gelmiyor. Gelen pek azı ise bahsettiğimiz virüs tehlikesi altında kalıyor. Hepsinin kalbine sevgi tohumu atmak için bütün personelimle olağanüstü gayret verdiğime inanıyorum. Yine de tam yeterli olduğunu söyleyemem. Daha doğrusu bu tohum çoğunda çok geç yeşeriyor. Üç yıl hızla geçiyor, okul bitiyor, ektiğimiz sevgi çiçekleri açıyor ama biz göremiyoruz. Aslında biz görüyoruz da, başkalarına inandıramıyoruz ‘bakın bunlar bizim ektiğimiz çiçekler’ diye. Hepsi dershane vazolarını süslüyor. Kasalarını mı demeliydim? Neyiyse… Kimseler bilmese de, kabul etmese de bizim için önemli değil. Benim yazıklandığım öğrencilerimin kaybettiği süre.
Sevenay Özcü: Bu amaç doğrultusunda okul olarak ne gibi çalışmalarınız var?
Rüstem Şahin: ilkin can boğazdan gelir dedik hemen okulun atıl durumdaki kantini hizmete açtık. (Gülüşmeler). Bahçedeki potanın birini kaldırdık. Sıcak havalarda düğün de yapıyoruz orada. (Gülüşmeler). Bakın, çocuklar kendilerindeki hastalığı tedavi edecek ilacı, tadından dolayı içmek istemez. O zaman ya burnunu tutarak zorla içirmek zorunda kalırsınız ya da sevdiği yiyecek veya içeceklerin içine karıştırarak farkında olmadan yedirir veya içirirsiniz. Biz ikinci yolu izleme taraftarıyız. Yeni başlayan örencilerimizin okula intibakı ve ikinci sınıftan başlayarak sınava hazırlanan öğrencilerimizin her türlü soru ve sorunları için rehberlik hizmeti vermekteyiz. Sosyal etkinlikleri örgütlemek maksadıyla …… Kulüphaftada bir ders saati çalışma yapmakta. Yine beden eğitimi, folklor, tiyatro, hızlı okuma ve gazete-dergi gibi beş alanda ilgili öğretmenlerimin gözetiminde, ders dışı etkinlik çalışması yapılmakta. Bu etkinlik haftada otuz saatlik bir çalışmadır. Okulumuz kütüphanesi orayla ilgilenen değerli öğretmenlerim sayesinde, abartısız söylüyorum, Türkiye’de – emsali okullar arasında- sıralamaya girecek derecede aktif haldedir. Beden eğitimi öğretmenimiz tarafından futbol, masa tenisi ve voleybol turnuvaları yapılmakta. Okul duvarlarına yerli ve yabancı ressamların tablolarından bulabildiklerimizi sergileme çalışmamız bitmek üzere. Koridorlardan teneffüs arası klasik müzik yayını yapmayı planlıyoruz. Okul panolarını yine gazete egzersiz çalışması bünyesinde daha işlevsel hale getireceğiz. Makale, hikâye, şiir, şiir okuma, karikatür ve resim alanlarında ödüllü yarışma açma planlarımız mevcut. Bütün bu saydıklarım ilacı içine koyduğumuz yiyecek ve içeceklerdir. İlaçları ise sadece derslerden temin etmiyoruz. Okulumuzda mahiyet olarak faklı iki kursumuz; Türk Dili, Edebiyat, Coğrafya, Tarih, Felsefe gurubu, Kimya ve Fizik ve Matematik alanında hafta sonu ve hafta içi ders vermektedir. Bu çalışmaya katılan tüm öğretmenlerime buradan teşekkürlerimi sunuyorum.
Sevenay Özcü: Bu ilaçlarla tedavi olacaklar mı?
Rüstem Şahin: Büyük bir kısmının kalbinde aradığımız aşkı bulacağımıza bütün kalbimle inanıyorum. İnançlar insanların erdiği veya aradığını bulduğu yerler değildir, hedefleridir. Biz çalışacağız. Tedavi er geç sonuç verecektir.
Sevenay Özcü: Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Bizim sormak istediklerimiz bu kadar. Sizin söylemek istediğiniz başka bir şey var mı?
Rüstem Şahin: Var.
Sevenay Özcü: ……..
Rüstem Şahin: Çıkarken bir çay söylerseniz sevinirim.
Sevenay Özcü: (Gülüşmeler) Tamam
Bolşevik devriminden sonra Rusya’da her alanda görülen hareketlilik, Sovyet Türk edebiyatında da kendini gösterdi. Sovyet Türk edebiyatının ilk evresi sayılan dönem, ‘Ekim 1917 Devrimi’nin etkisindedir. Türk aydınları yeni rejimi, büyük bir sevinçle karşılamış ve bu yönde eserler icra etmişlerdir. Bu dönemde büyük bir hayranlıkla Lenin için yazılan şiirler mevcuttur. (Kırgız şair Toktagul Satılganov: Hangi kadın doğurmuş Lenin gibi evladı. Azeri şair Bahtiyar Vahapzade: Lenin ile sohbet. Kazak şair Saken Seyfulin:Lenin.vs.. )
Aynı şekilde Lenin öldüğü zaman duyulan üzüntü de Sovyet Türk edebiyatında yerini almıştır.
Ekim 1917 devrimiyle eski düzeni yıkarak beliren yeni düzen anlayışını benimsemeyen devrim karşıtı yazar ve şairler ise fikir yönünden gelişmemiş insanlar olarak nitelenmiş ve tepkiyle karşılanmışlardır. Bu tepkiler onları halk düşmanı ilan edecek kadar büyümüştür.
Yıllar ilerledikçe (1960 sonrası) Sovyet rejiminin Türk dünyası üzerine yanlı ve emperyalist tutumu baş göstermiş, devrim için çalışma, rejimi heyecanla kucaklama devresi Türk aydınları ve devrimcileri için acı bir hatıra olarak kalmıştır. Sovyet rejimine karşı ilk tepki Rus yazarların romanlarında görülmüştür. Sovyet Türk yazarlarının baş kaldırışı ise sembolizmden yararlanmak ve gelenekleri koruma noktasında yoğunlaşmak yoluyla kendini göstermiştir. Örneğin; Azeri yazar Yusuf Sametoğlu, ‘Kıyamet Günü’ romanında karanlık bir düzeni sembolize etmiş ve rejimin yıkılacağının habercisi olmuştur.
Sovyet rejiminin Türkler üzerindeki kültür emperyalizmi hızla devam etmiş ve rejimin okulları yoluyla Kafkasya’da ve Orta Asya’da ailesine, milletine, kültürüne, tarihine düşman Türk gençliği yaratılmıştır. Bu denli yozlaşan Türk dünyasında gelenekçi bir tavırla ortaya çıkan ‘CENGİZ AYTMATOV’ bir çok eserinde bu konuya eğilmiş ve dejenere gençleri ‘MANKURT’ diye nitelemiştir. Özellikle Gün Olur Asra Bedel romanında şekillenen mankurt tipi tarihi bir olayın paralelinde dikkatlere sunulmuştur. Olay özetle şöyledir:
Orta Asya Türk coğrafyasının eski devirlerinde Juan Juanlar savaşta esir aldıkları Türk gençlerinin başlarını kazıyarak onları, elleri kolları bağlı bir biçimde başlarına geçirilen deve derisiyle kızgın güneşin altında bırakırlarmış. Kazınan saçlar yeniden çıkar ve deve derisinin etkisiyle kafanın içine doğru tersine büyürmüş. Esir gençlerin birçoğu bu acıya dayanamayıp ölürmüş. Sağ kalanlar ise benliğine ve geçmişine dair hiçbir şey hatırlamayan, efendilerinin emirleri doğrultusunda, zaten tanımadıkları anne ve babasını bile gözünü kırpmadan öldüren köle (mankurt) olurlarmış.
Aytmatov bu olay doğrultusunda mankurt tipini yaratırken, tarih ile çağı bütünleştirmiştir. Mankurt meselesini şöyle formülize etmek yerinde olur.
Tarihteki düşman--------- Juan Juanlar
Yöntem-------------------- Kafaya deve derisi geçirme
Amaç----------------------- Köle( Mankurt) gençler yaratmak
Çağımızda ise
Düşman---------------------- Sovyet rejimi
Yöntem---------------------- Sovyet rejiminin okullarında verilen eğitim
Amaç--------------------------- Tarihinden, milletinden, Kültürel değerlerinden bihaber köle (Mankurt) ruhlu gençler yaratmak.
Bu formül karşısında biçare kalan Aytmatov, kendisinin de içinde yaşadığı, dejenere geçlik yaratmada ustaca davranan rajime rağmen bütün eserlerinde Türk folkloruna ait destan, efsane, masal, türkü gibi malzemeleri bilinçli bir şekilde işlemiştir.
Aytekin Sücü
Tamer Yıldırım
Günümüz öğrencileri için en büyük amaç, bekli de araç… Bu yüzden bilinçli ve sorumluluk sahibi gençlerimiz en güzel yıllarını masa başında derslerle ve testlerle uğraşmakla geçiriyor... Peki, ama sonuç? Neden çoğu örgencimizin yaşadığı, hüsran ve kötü son? ÖSS ye hazırlanan öğrencilerimizden sıkça duyduğumuz şikayetlerden biri "Çalıştığım halde netlerimde neden artış yok?" Buna velilerin ve öğretmen arkadaşların “Öğrencilerin derste iyi olmalarına rağmen test ve denemelerde çok yanlışlarının çıktığı” söylemlerini de ekleyebiliriz. Soruların yanlış cevaplanmasının nedenlerini birkaç başlık altında toplayabiliriz. Bunlar: Bilgi eksikliği, dikkatsizlik ve muhakeme gücünün yetersizliği.
Şimdi sırası ile bu problemleri ve çözüm yollarını inceleyelim. Eğer yanlış yapılan sorular bilgi eksikliğinden kaynaklanıyorsa, oturup eksik olan konulara çalışıldığında netlerin artacağına şüphe yoktur. Ancak konuya çalışıldığı halde o konu ile ilgili sorularda hata yapılıyorsa, çalışılan konuları bol soru çözerek tekrarlanmalıdır. Konuya çalışırken, özellikle sayısal derslerde, konunun mantığını iyi kavramadan, yüzeysel bilgi ile bir iki formül ezberleyerek soru çözmeye geçilmemeli. Aksi takdirde yanlışlarda bir azalma olmayacaktır. Sözel derslerde ezberlenerek değil kavranarak geçilmelidir.
Soruları yanlış cevaplamaya neden olan bir diğer faktör de dikkat eksikliğidir. Dikkat eksikliğini yenmek için dikkatsizliğin nedenlerini bulmalıyız. Zihnin dağınık olması, çalışılan ortamda dikkat dağıtacak unsurların bulunması, ruhsal rahatsızlıklar ve acelelikten kaynaklanan yanlış anlamalar dikkatsizliğin temel nedenleridir. Üniversite adayı arkadaşlara tavsiyem, sınava başlarken tamamen sorulara odaklanmaları ve kafalarının içindeki sorunları kirlenmiş çamaşırları çıkarıp atar gibi kafalarından silip atmaları olacaktır. Yani öncelikle hard disklerini formatlamaları gerekiyor. Sonra soruları çözme esnasında sanki bulundukları dünyadan farklı bir dünyaya göçmüş olduklarını tasarlamalı, burada birkaç saat kalıp tekrar döneceklerini ve bu arada dışarıda zamanın donduğunu düşünmelidirler. Namaz kılan mümin edası ile kendilerini dış ortamdan soyutlayarak testleri çözmelidirler. Kendi içlerinde böyle bir dünya yaratmalıdırlar.
Soruların yanlış yanıtlanmasına neden olan bir diğer faktör de muhakeme gücünün yetersizliğidir. ÖSS sorularının büyük bir kısmı (özellikle sözel sorular) bilgiden daha çok muhakeme gücüyle çözülebilecek niteliktedir. Bu cümleden fazla konu çalışılmaması gibi bir anlam çıkmasın. Unutmayalım ki bilgisiz yorum olmaz. Öğrenilen bilgiler, metindeki ilişkiyi ve metnin bizden istediği şeyi daha hızlı ve doğru algılayabilmemiz için şarttır. Bunun yanında, bu tip soruların doğru olarak yanıtlanabilmesi, bol soru çözmeye bağlıdır. Çünkü bol soru çözerek zamanla, sorunun hazırlanma biçimini, soru hazırlayanın mantığını, neyi istediğini sezmeye ve anlamaya başlarız. Bu tip problem yaşayan öğrencilere tavsiyem, bol soru çözerek bu yeteneklerini geliştirmeleri olacaktır. Ayrıca kitap okumak da bu türden soruları doğru anlayıp doğru yorumlamada bize yardımcı bir unsur olacaktır. Kitap okuma alışkanlığı kazanmış olanlar, diğer öğrencilere göre biraz daha avantajlı diyebiliriz. Şu ana kadar böyle bir alışkanlığı kazanamamış olanlar için de tavsiyem, zaman kaybetmeden, az da olsa kitap okumaya başlamalarıdır.
Zorlukları aşmanın yegâne yolu aşk u şevk ve say u gayrettir. Zorlama çalışmayla bir yere varılamayacağını düşünüyorum. İstekli arzulu gönülden inanarak çalışanlar için ÖSS hiç de zor olmayacak. Önce üniversiteye ilanı aşk edin. Bu sınavı gerçek âşıkların (üniversite sevdalılarının) kazanacağına inanıyorum. 18 Haziran nişan günü, düğün de ondan birkaç ay sonra. Başarılar dilerim.
Muhammet Şahin, Ercan Kaya, Ahmet Aydoğan ve Ahmet Kasa adlı dört müzik sever ilk başlarda eğlence amaçlı kurdukları grubu daha sonra profesyonel boyuta taşıdılar. Grubun kurulmasında iki temel etmen göze çarpıyor. İlk etmen kötü ses, ikinci etmen ise farklılık. Bunlardan ilk etmen olan kötü ses ilkesini hepiniz anlamışsınızdır. İkinci etmen olan farklılık ise grup üyelerinin farklı ırka mensup, farklı ses, farklı müzik zevklerine ve dış görünüşe sahip olmalarıdır.
Her tarz müzik yapmayı (rock, rap, pop,tasavvuf musikisi, arabesk ,opera, türkü....) ilke edinen grup, çıkış parçaları olan “Batsın Bu Dünya” parçasını yorumlama şekli ile göz doldurdu. Grubun şarkı söylemek dışında, dans etme (tango, salsa, Türk Halk Oyunları, misket, sirtaki, Kafkas ), beste yapma, kenarda köşede kalmış şarkıları gün ışığına çıkarma gibi özellikleri de dikkat çekiyor. Grubun görsel bir şov olarak sergilediği “Huu çekme” il geneline yayılmış ve büyük beğeni toplamıştır.
Grup birtakım sorunlarla da karşı karşıya. Grup üyeleri enstrüman eksikliğiden ve şarkı sözlerini bilmemelerinden dolayı şovlarını kısa tutmak zorunda kalıyorlar.
Henüz hiçbir albüm teklifi almayan grup, bu konuda oldukça iddialı.Bu iddialarını şöyle dile getiriyorlar “ Eğer albümümüz çıkarsa tüm Amerikan ve Avrupa listelerini alt üst eder ,50 Cent`ten, Emınem’den, Madonna`dan hatta Elvıs`ten bile çok satar.”
NOT: Müzeyyen Senar`dan ‘Vardar Ovası’,Ceza`dan ‘Rapstar’, Fuat`tan ‘Geri Geldi’, Orhan Gencebay`dan ‘Hatasız Kul Olmaz’ parçalarının sözlerini bilenlerin Grup Sentez üyelerinden herhangi birine yazılı olarak bildirmelerini rica ediyoruz.
Dünün aksine bulut yok bugün
Bir de sen ...
Sahipsiz kaldım sanki, başı boş
Bütün kaldırımlar benim bugün
Ağaçların gölgeleri.
Sokaklar, banklar, merdivenler ...
Her zamankinin aksine hayat yavaş ve sıkıcı
Konuşmuyor sokaklar bugün
Kaldırımlar, banklar ... Hepsi suskun.
Ve sen gidiyorsun arkana bile bakmadan
Geride bıraktığın; ben sokaklar, banklar, merdivenler
Sen olmayınca onlarda konuşmuyorlar
Onların da tadı yok anlayacağın
İlk defa yalnızım bugün ...
Murat Keleş│11 SOS A
Vedat Eğilmez
Gerçekte, eğitimimizi mahvetmeyi hedef alan, görünüşte ise onu kurtaracak yegâne formülmüş gibi algılanan bir takım boş inançlara sahibiz Türk toplumu olarak. Bunların nereden ithal edildikleri ve amaçlarının neler oldukları ayrıca araştırılması gereken birer konu olduğundan burada bahis konusu etmeyeceğim. Bu yazıda bu inançların neden batıl oldukları üzerine düşüncelerimi söyleyeceğim sadece.
Bilmek, her hangi bir konuda etraflıca malumat sahibi olmak demektir. Bilgileri hafızanızda tuttuğunuz zaman o konuyu biliyorsunuz demektir. Eğer unutursanız o konuyu bilmediğiniz zamana geri dönersiniz. Demek ki bilgilenmek, malumat toplamak ve onları hafızada saklamakla mümkün olan bir süreç. Ezberci eğitime karşı olmak bu anlamda eğitimimizi törpüler inancındayım. Malumat edinme ve onları akılda tutmaya karşı olmak bir eğitimci olarak yaptığım işi inkar etmem anlamına gelir.
Karşılığında yüceltmemiz beklenilen değer ise; yorum. Birbirlerini yok eden iki kavrammış gibi sunulur dikkat ederseniz her dile getirildiğinde. Bir bilgiyi ezberlediğinizde ilişkili konularda yorum yapma yeteneğimi kaybediyorum, kim diyebilir merak ediyorum. Ezberimde olduğu için düşünemem sadece olduğu gibi söylerim, çok ezber yaptığım için artık yorum yapma yetim yok, gibi sözler hiçte savunulacak kadar mantıklı görünmüyorlar bana açıkçası. Hafızanız ne kadar güçlüyse, yorumunuz da o kadar kısır olur düşüncesine inanmak, bence, at nalının uğur getireceğine inanmaktan daha mantıklı değil.
İkinci değerlendireceğim boş inanç ise hızlı okumanın çok faydalı bir şey olduğu kanısıdır. Bu inancın ezber konusundaki inançla ayni türden olduğunu, hatta aynı memleketten ihraç edilmiş kardeş düşünceler olduğu belli. Ezber yoksa yavaş ve dikkatli okumanın da bir anlamı yok, değil mi. Kendisine has birtakım tekniklerle okunan metnin neyden bahsettiğini anlayacak kadar fikir edinme, bir takım intibalarla kısa süre sonra yazıdan doğrulma okumak demek değildir.
Bir yazıdan alabileceğimiz bir sürü nimet varken bunlardan sadece konusunun ne olduğuna talip olmak, her hangi bir mesele hakkında bilgi sahibi olmak gibi bir külfet altına girmektense sadece haberdar olmak gibi bir kolaylığı seçmek elbette Osmanlı’yı da yıkar Amerika’yı da.
Hızlı okuma tekniklerini kullanarak okuduğumuz bir metinde göz ardı ettiğimiz hususlara batkımızda şunları görürüz: edebi nitelik yani sanat, yazarının aktarmaya çalıştığı duygu ve duyuş, düşünme üslubu ve ifade çeşitliliği. Bunlardan hangisi feda edilmeye değer sizce?İhraç edildiği yerlerde sadece okumaya pek vakti olmayan, gazete haberleri gibi anlaşılma açısından değersiz metinleri okumada politikacılarından ve ajanlarından yüz bulan teknikleri fuzuli itibarla onurlandırmak öyle zannediyorum ki yalnız bize ait bir özellik.
Tuncer Tüylü│11 SOS B, Ercan Kaya│11 SOS A
Hermut Spor(A), Hermut Spor(B), Canyakanlar,
Barbar Spor, Ahalt Spor,Hüngamek Spor, Talebe
Spor, Fırtına Spor, Gök Spor, Sarıgöl, Komple Reset
PC, Genç Yıdızlar, Lök Spor.
Eren Ticaret – Darıca maçı çok çekişmeli geçti
Seyircinin fazla olması ve o günlerde sürekli kapalı olan gökyüzünün açık olması güzel bir müsabakanın ortaya çıkmasını sağladı.Fatih Topal hakemliğinde oynanan maçta gergin anlar da olmadı değil. Hakemin birbirinden dengesiz kararları olunca Eren Ticaret daha baskılı oynamasına rağmen 2 – 0 mağlup oldu.Eren Ticaret takımında oynayan Hami Duman hırçınlığıyla dikkat çekti. Müsabaka esnasında şık bir röveşatayla turnuvanın en iyi hareketini yapan Hami, eşiz oyunuyla göz doldurdu.
Turnuvanın en ilginç maçı
En centilmen takım
Turnuvanın en centilmen takımı Canyakanlar, rakiplerine karşı son derece sakin oyunları, hakemin karalarına yumuşak karşılıkları
ve tribünlere yansıyan sempatik davranışlarıyla finale kadar yükseldiler. Finalde Allah’ın Aslanları ile karşılaşan Canyakanlar maça iyi başlamasına rağmen maçı 5 – 3 kaybederek turnuva ikincisi oldular.
Turnuvanın birincisi olan Allah’ın Aslanlarına birincilik kupası okulumuz beden eğitimi öğretmeni İbrahim Uyumaz tarafından verildi.
Gol kralı
Turnuvanın gol kralı Allah’ın Aslanları takımında oynayan ve attığı sekiz golle takımını şampiyon yapan, ayrıca attığı şık çalımlarla mücadeleci yapısı ve bitmeyen enerjisiyle izleyicilerin beğenisini kazanan Fatih Yılmaz oldu.
Turnuvanın en teknik oyuncusu ise yumuşak bilekleriyle topa çok iyi hakim olan, takımını hırslandırarak finale kadar getiren, geleceğin ‘Maradona’sı diye tabir ettiğimiz takımının gurur kaynağı, İmedi Spor orta saha oyuncusu Hakan Kazanoğlu seçildi.
Gazetemizin seçtiği alanlarına göre diğer en iyiler şunlardır:
En Hırçın Oyuncu: Metin Demirci
En İyi Oyuncu: Hami Duman
En İyi Defans: Kadir Koçak
En İyi Forvet: Hakan Topçu
En İyi Kaleci: Coşkun Kaplan
En İyi Yedek Oyuncu: Muhammet Şahin
Tek Kırmızı Kart: Caner.
Hakemler: Fatih Topal, Metin Demirci, Hasan Kitapçı, Ferhat Binici, Fatih Yılmaz, Hakan Topçu, Mehmet Yavuz ■
Ercan Kaya│11 SOS A
Okulumuzun beden eğitimi öğretmeni İbrahim Uyumaz’dan edindiğimiz bilgiye göre şu an yapılmakta olan voleybol turnuvasından sonra okulumuzda, masa tenisi ve futbol turnuvası düzenlenecek. Geçen dönem futbol ve masa tenisi turnuvalarını düzenlediğini söyleyen İbrahim Hoca, bu dönemi de dopdolu geçireceğimizin müjdesini verdi. Bu tür etkinliklere katılımın oldukça yüksek olmasından duyduğu memnuniyetleri dile getiren hocamız, faaliyetlere katılan öğrencilerin, yarış psikolojisine kendilerini kaptırarak birbirlerini kıracak tutum ve davranışlardan kaçınmarı gerektiğini söyledi.
◘Matematik kursu.
◘Edebiyat, kimya, fizik, felsefe grubu, tarih ve coğrafya kursu.
◘Lise 2 edebiyat kursu.
Matematik kursu lise yönetmeliğine uygun olarak açılmış ve tercih eden öğrencilerin katıldığı ücretli kurstur.
İkinci kursumuz okulumuz öğretmenlerinden Aytekin Sücü, Tamer Yıldırım, Mustafa Othan, Erkin Tokgöz, Yılmaz Yılmaz ve Vedat Eğilmez tarafından önce ücretsiz olarak tasarlanmış, sonra Halk Eğitim bünyesinde çalışmalarına devam eden bir kurstur. Bu çalışmaya Aytekin Sücü, Tamer Yıldırım ve Vedat Eğilmez karşılık almadan katılmaktadır.
Üçüncü kursumuz ise sadece Aytekin Sücü Hocamızın o kadar yoğunluğu arasında karşılıksız lise 2 öğrencilerine başlattığı bir kurstur.
Çalışmalarına türlü fedakarlıklarla devam eden tüm hocalarımıza öğrenci arkadaşlarım adına teşekkür eder amaçlarında muvaffakiyetler dilerim.
Selim Pusat’ ın kim olduğunu sormayın: Hüseyin Nihal Atsız
Hilal Köse│10 TM B
Kitap Tanıtım
Hüseyin Nihal Atsız’ ın Ruh Adam adlı eseri bağımsız bir hikâyeyle başlar. Asıl roman bu hikâyeden sonra gelişir.
Kahraman Yüzbaşı Selim Pusat’ın, krallığı savunmasından dolayı ordudaki görevine son verilir. Öğretmen eşini de görevinden alırlar.S. Pusat bir müddet hapis yatar. Hapisten çıkıp olaylar durulduktan sonra eşi göreve geri döner. Çoğu öğretmenler ve idareciler Ayşe Pusat’ ı eşinin düşüncelerinden dolayı dışlarlar.Ayşe Pusat uzun bir aradan sonra sınıfa girdiğinde gözüne en ilk eski öğrencileri Güntulu, Nurkan, Aydolu çarpar. Hiç sebebi olmadığı halde bu kızları çok sever. Bir gün öğretmen arkadaşını ve üç öğrencisini evine davet eder. Selim Pusat evine gelen Güntulu ile fikirleri hakkında tartışır. Selim tamamen askeri düşünceden yanadır.
Selim bir gün ölen arkadaşı Şeref’in mezarlığına gider. Orada esrarengiz bir bayanla tanışır. Bu bayan eski bir prenses olduğunu ve kendisini ziyaret etmesi gerektiğini söyler. Selim kadının evine her gittiğinde değişik olaylar ve düşüncelerle karşılaşır. Ayşe Pusat eşindeki değişimleri fark eder ve iyi yönde olduğunu düşünür. Selim’in garip sorularına cevaplar verir ve bu soruların Selim’i hayata tekrar döndüreceğini düşünür.
Bu olaylar sırasında Yek adında esrarengiz bir adamla tanışır. O andan itiberen Selim Yek’ten anlam veremediği pusulalar almaya başlar. Bu zaman Selim gerçek hayatına dair yeni bilgiler elde eder. S. Pusat iç dünyasında Güntulu’nun gözlerini daha önceden tanıdığı ama kim olduğunu kestiremediği birinin gözlerine çok benzetir. İçinde bu gözlere karşı , karşı konulmaz bir sevgi besler. Eşinin, arkadaşlarını ve öğrencilerini davet ettiği bir gün, gözlerine aşık olduğu Güntulu, görev aldığı bayrama S. Pusat’ı da davet eder. Bayram günü Güntulu şiirini okurken ondan gözlerini alamaz. Karısı ikisi arasındaki aşktan artık emin olur.
Bir gün Pusatların kapısını Yek çalar. Selim’in mahkemesi olduğunu söyler. Selim mahkemelik bir olayının olmadığını bildiğinden şaşırır fakat Yek ile mahkemeye gider. Hakim suçunun Güntulu’yu sevmek olduğunu söyler. Bütün tanıdığı padişahlar ve tarihi kahramanlar aleyhinde ifade verirken sadece annesi Selim’in affedilmesini ister. Burkay’ın zamanındaki bir savaşçıyla dövüş yenmesi şartıyla affedileceği söylenir. Bir akşam arkadaşı Şeref’in mezarına gittiğinde bu savaşçıyla karşılaşır.Yenilir. Öleceği an susanır. O sırada Güntulu elinde bir bardak suyla belirir. Pusat suyu ister fakat Güntulu onu bir gerkçeyle yere döker.
Selim’e ne olduğu bundan sonra bilinmemektedir. Bir kız uykusundan çelişkilerle uyanır. Duyduklarına mana veremez. Duydukları ise şöyledir:
Izdırap çekiyorum, sende beni seviyor musun?
Sus, sus bende ızdırap çekiyorum.