Mart 2007
Anadolu liseleri eğitim sistemini tahrip etti
Ali Sezer│11 BİL
Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan, öğrenci ve velilerin gözdesi haline gelen 'Anadolu liselerinin sayısının 600'ü geçtiğini ve eğitim sistemini tahrip eder hale geldiğini' söyledi.
Erdoğan, "Eğitim tarihimizde olmadık bir şekilde sosyal sınıflar oluştu. Böyle bir tehlike yaşıyoruz." dedi. Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği tarafından Antalya'da düzenlenen 'Öğretmen eğitimi' konulu sempozyumda söz alan Erdoğan, "Anadolu liseleri toplumda talep gördü, sayıları arttı. Ama eğitim sistemimizi işleyiş olarak tahrip eder hale geldi. 20 yıl öncesine kadar her lisemizin iddiası vardı; ancak bugün üniversiteye öğrenci gönderen veya gönderemeyen okullar tasnifiyle karşı karşıyayız." diye konuştu. Erdoğan sınav sistemini değiştirmek veya kaldırmak gerektiğini savundu. Lise iki ve üçüncü sınıflarda öğrencilerin derslere ilgisiz olduklarına dikkat çeken İrfan Erdoğan, "Okulda öğretmenin yaptığı sınavların önemli hale getirilmesinden başka yolumuz yok. Ancak 2 soruyla sınav yapan öğretmen de var, 20 soruyla yapan da. İkisinin yaptığı değerlendirmenin sağlıklı bir sonuç vereceğini söylemek zor. Ortak bir anlayışın öğretmenin elinde olması gerekir." ifadelerini kullandı.
Ali Sezer│11 BİL
Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan, öğrenci ve velilerin gözdesi haline gelen 'Anadolu liselerinin sayısının 600'ü geçtiğini ve eğitim sistemini tahrip eder hale geldiğini' söyledi.
Erdoğan, "Eğitim tarihimizde olmadık bir şekilde sosyal sınıflar oluştu. Böyle bir tehlike yaşıyoruz." dedi. Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği tarafından Antalya'da düzenlenen 'Öğretmen eğitimi' konulu sempozyumda söz alan Erdoğan, "Anadolu liseleri toplumda talep gördü, sayıları arttı. Ama eğitim sistemimizi işleyiş olarak tahrip eder hale geldi. 20 yıl öncesine kadar her lisemizin iddiası vardı; ancak bugün üniversiteye öğrenci gönderen veya gönderemeyen okullar tasnifiyle karşı karşıyayız." diye konuştu. Erdoğan sınav sistemini değiştirmek veya kaldırmak gerektiğini savundu. Lise iki ve üçüncü sınıflarda öğrencilerin derslere ilgisiz olduklarına dikkat çeken İrfan Erdoğan, "Okulda öğretmenin yaptığı sınavların önemli hale getirilmesinden başka yolumuz yok. Ancak 2 soruyla sınav yapan öğretmen de var, 20 soruyla yapan da. İkisinin yaptığı değerlendirmenin sağlıklı bir sonuç vereceğini söylemek zor. Ortak bir anlayışın öğretmenin elinde olması gerekir." ifadelerini kullandı.
Milli Eğitim, ders kitaplarını CD ile destekleyecek
Emrah Kaplan│9 D
Milli Eğitim Bakanlığı, ilk ve orta dereceli okullarda okutulan ders kitaplarının tamamını internet ve CD ortamına aktarıyor. E-kitap adı verilen projede elektronik ortama taşınan kitapların, basılı kitaplardan üstün tarafları olacak.
Öğrenci, bu sayede derste işlediği konularla ilgili bilgi, fotoğraf, resim ve filmlere rahatlıkla ulaşabilecek. Proje hakkında bilgi veren Talim Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan, işlenen ünitelerle ilgili bir kütüphanede bulunabilecek kadar bilginin e-kitapta olacağını anlattı. Erdoğan, "Ders kitaplarımızda en iyi anlatılan konu bile birkaç sayfa bilgiden ibaret. E-kitapla öğrencinin araştırma yapmasını teşvik edeceğiz." dedi.
Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan, projenin faydalarını şöyle anlattı: "Çanakkale Savaşı konusu işlenirken e-kitaba giren öğrenci, savaşla ilgili çok sayıda fotoğrafa bakacak, filmler seyredecek. İsterse bir tuşa basarak konularla ilgili Anabritanica gibi ansiklopedilere de bakabilecek." Projeyle kütüphane dolusu bilgilerin öğrencinin ders kitabına girmesinin sağlanacağını belirten Erdoğan, "E-kitap çıkınca normal kitaplar kalkmayacak; ama öğrencinin araştırma yapmasına, sorgulamasına büyük imkan sağlanacak. Bu sayede çocuklar ev ödevleri hazırlamak için internet kafelere yönlendirilmemiş olacak. Çünkü ders kitabındaki bilgilerle çocuklar gerekirse powerpoint sunum bile hazırlama imkanı bulacak." dedi. E-kitaplarda her ünite ve her konunun sonunda dersi anlayıp anlamadığını kontrol etmek amacıyla soru cevaplama sisteminin olacağını kaydeden Erdoğan, bu sayede öğrencinin dersi anlamadan başka bir konuya geçemeyeceğini vurguladı. E-kitapların 2007-2008 eğitim dönemine yetişmesi için Talim Terbiye Kurulu uzmanlarının çalıştığını bildiren Erdoğan, çalışmalar bittiğinde kitapların hem internet hem de CD ortamına aktarılacağını söyledi.
Emrah Kaplan│9 D
Milli Eğitim Bakanlığı, ilk ve orta dereceli okullarda okutulan ders kitaplarının tamamını internet ve CD ortamına aktarıyor. E-kitap adı verilen projede elektronik ortama taşınan kitapların, basılı kitaplardan üstün tarafları olacak.
Öğrenci, bu sayede derste işlediği konularla ilgili bilgi, fotoğraf, resim ve filmlere rahatlıkla ulaşabilecek. Proje hakkında bilgi veren Talim Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan, işlenen ünitelerle ilgili bir kütüphanede bulunabilecek kadar bilginin e-kitapta olacağını anlattı. Erdoğan, "Ders kitaplarımızda en iyi anlatılan konu bile birkaç sayfa bilgiden ibaret. E-kitapla öğrencinin araştırma yapmasını teşvik edeceğiz." dedi.
Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan, projenin faydalarını şöyle anlattı: "Çanakkale Savaşı konusu işlenirken e-kitaba giren öğrenci, savaşla ilgili çok sayıda fotoğrafa bakacak, filmler seyredecek. İsterse bir tuşa basarak konularla ilgili Anabritanica gibi ansiklopedilere de bakabilecek." Projeyle kütüphane dolusu bilgilerin öğrencinin ders kitabına girmesinin sağlanacağını belirten Erdoğan, "E-kitap çıkınca normal kitaplar kalkmayacak; ama öğrencinin araştırma yapmasına, sorgulamasına büyük imkan sağlanacak. Bu sayede çocuklar ev ödevleri hazırlamak için internet kafelere yönlendirilmemiş olacak. Çünkü ders kitabındaki bilgilerle çocuklar gerekirse powerpoint sunum bile hazırlama imkanı bulacak." dedi. E-kitaplarda her ünite ve her konunun sonunda dersi anlayıp anlamadığını kontrol etmek amacıyla soru cevaplama sisteminin olacağını kaydeden Erdoğan, bu sayede öğrencinin dersi anlamadan başka bir konuya geçemeyeceğini vurguladı. E-kitapların 2007-2008 eğitim dönemine yetişmesi için Talim Terbiye Kurulu uzmanlarının çalıştığını bildiren Erdoğan, çalışmalar bittiğinde kitapların hem internet hem de CD ortamına aktarılacağını söyledi.
Ropörtaj

Okulumuz 11 TM B sınıfı öğrencilerinden Mükrime Temiz, gazetemiz adına Okul Müdürü Rüstem Şahin’le bir söyleşi yaptı. Merak edeceğinizi düşündüğümüz sorular yöneltti müdürümüze.
Mükrime Temiz: Ahval-i Çepele adına sizinle bir söyleşi yapmak istiyoruz, müsaitseniz şayet.
Rüstem Şahin: Tabii buyurun.
M.T: Geçen eğitim-öğretim yılının bir değerlendirmesini yapabilir misiniz?
R.Ş: Öncelikle bunca yoğun dersler ve ÖSS telaşı içerisinde bu gibi sosyal etkinliklere zaman ayırdığınız için size teşekkür ederim.
2005-2006 ÖSS’de Artvin’de düz liseler ve meslek liseleri ile çok programlı liseler hatta başka Anadolu liselerini de geride bırakarak iyi bir derece yaptık. Tabiî ki bu başarı şahsıma ait değil. Başarı; hafta içi ders bitimlerinde ve hafta sonu istirahatlarını feda ederek öğrencilerin başarılarını arttırmak isteyen değerli öğretmenlerime aittir. Biz sadece okulun imkânlarını onların hizmetlerine sunduk. Başarının ikinci sahibi ise siz sevgili öğrencilerimizsiniz. Sizler gayret ve istekli olmasanız başarının santim artması söz konusu bile olamaz.
M.T: Bu yıl yapılan çalışmalar dikkate alınacak olursa, öğrencilerinizden ÖSS’de geçen yıla oranla ne kadar başarılı olacaklarını bekliyorsunuz.
R Ş: Bu yıl elde edeceğimiz başarının geçen yıla oranla daha da artacağına inancım sonsuzdur. Ama bu yeterli değil. Sayısal değerler de yüksek olsak da bunu yüzdelik oranda da arttırmadıkça yeterli görmeyeceğiz.
M.T: Bu yıl okulumuzda ÖSS’ye yönelik yapılan çalışmalar hakkında gazetemize bilgi verebilir misiniz?
R.Ş: Bu yıl dönem başından itibaren gönüllü öğretmenlerimiz Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Aytekin Sücü, Vedat Eğilmez; Tarih Öğretmeni Erkin Tokgöz, Coğrafya Öğretmeni Yılmaz Yılmaz, Felsefe Öğretmeni Fevzi Karakuş Müdür Yardımcısı Mustafa Genç Beyler, ÖSS’ye yönelik hafta içleri, hafta sonları ücretsiz kurslar vermektedirler. Özelikle sömestrde 12 gün boyunca Aytekin Sücü ve Erkin Tokgöz tarafından her gün bir deneme sınavı yapılmış ve sonuçları titizlikle değerlendirilmiştir. Bunlar çok önemli –çok önemsediğimiz- çalışmalardır. Bunun dışında ücretli olarak matematik kursu açılmış Lise 1 ve 2 . sınıf öğrencilerinin istifadesine sunulmuştur.
Ayrıca Milli Eğitim Müdürümüz İbrahim Yaşar Tekin Bey’in başkanlığında yapılan bir toplantıda, öğrencilerimizin Türkiye genelinde yapılan denemelerde nerede olduklarını görebilmek için mart- nisan ve mayıs aylarında, ilçedeki tüm lise son sınıf öğrencilerinin katılacağı üç deneme sınavı için girişimlerde bulunulması kararı alındı.
M.T: İkinci dönemin başında okulumuza bağlı olarak bir kız öğrenci yurdu açıldı. Bu yurt beklentilere cevap verebildi mi?
R.Ş: Kız yurdunun ikinci dönem açılası beklentilerimize cevap vermedi. Neden diye soracaksınız tabii. Çünkü köy okullarımızdan mezun ve oldukça başarılı, bizim bildiğimiz yaklaşık on beş öğrenci barınacak yer bulamadıkları için liseye kayıt yaptıramadı. Önceki yıllarda da mağdur öğrenci sayısı değişse de durum aynıydı. Kız yurdu açma girişimlerimizin amacı, onların okuma hakkını geri vermekti. Ama yurdun açılışının ikinci döneme kalması bu olumsuz durumu değiştirmedi. Yine de bir yıl da ara vermiş olsalar da önümüzdeki yıl kayıt yaptırabilecek olmaları sevindirici. 2007–2008 eğitim – öğretim yılında bahsettiğimiz konumda olan kız öğrencilerimizin lisemize veya İmam Hatip Lisesine kayıp yapmalarını isterim. Kız öğrenci yurdumuz 81 yatak kapasiteli olarak açılmış olup şu an 38 öğrencimize hizmet vermektedir.
M.T: Kız yurdunun eksiklikleri var mı?
R.Ş: Yurdun ihtiyaçları biraz geç de olsa tamamlanmak üzere. Şu an acil ihtiyaçların tümü tamamlandı. Sosyal ve sportif ihtiyaçları karşılamak için çalışmalarımız sürüyor. Şu anda Kazım Karabekir İlköğretim Okulu yurdun bir katında eğitime devam ettiğinden bu dönem bir sıkışıklık yaşayacağız. Gelecek yıl bu katımız boşaltılacak ve kızlarımız TV odası, bilgisayar odası ve spor odası gibi alanlara kavuşacak. Böylece yurdun kalitesini arttırmış olacağız.
M.T: Geçen yıl okulumuzun değişik yerlerine kamera takıldı. Bunu yapmakla hedeflenen amaçlara ulaşıldı mı? Yada kameraların okulumuza faydası nedir?
R.Ş: Kameraların takılmasının birinci amacı, geçen yıl tartışıldığı gibi öğrencilerin hareketlerini izlemek değildi.
Rüstem Şahin: Tabii buyurun.
M.T: Geçen eğitim-öğretim yılının bir değerlendirmesini yapabilir misiniz?
R.Ş: Öncelikle bunca yoğun dersler ve ÖSS telaşı içerisinde bu gibi sosyal etkinliklere zaman ayırdığınız için size teşekkür ederim.
2005-2006 ÖSS’de Artvin’de düz liseler ve meslek liseleri ile çok programlı liseler hatta başka Anadolu liselerini de geride bırakarak iyi bir derece yaptık. Tabiî ki bu başarı şahsıma ait değil. Başarı; hafta içi ders bitimlerinde ve hafta sonu istirahatlarını feda ederek öğrencilerin başarılarını arttırmak isteyen değerli öğretmenlerime aittir. Biz sadece okulun imkânlarını onların hizmetlerine sunduk. Başarının ikinci sahibi ise siz sevgili öğrencilerimizsiniz. Sizler gayret ve istekli olmasanız başarının santim artması söz konusu bile olamaz.
M.T: Bu yıl yapılan çalışmalar dikkate alınacak olursa, öğrencilerinizden ÖSS’de geçen yıla oranla ne kadar başarılı olacaklarını bekliyorsunuz.
R Ş: Bu yıl elde edeceğimiz başarının geçen yıla oranla daha da artacağına inancım sonsuzdur. Ama bu yeterli değil. Sayısal değerler de yüksek olsak da bunu yüzdelik oranda da arttırmadıkça yeterli görmeyeceğiz.
M.T: Bu yıl okulumuzda ÖSS’ye yönelik yapılan çalışmalar hakkında gazetemize bilgi verebilir misiniz?
R.Ş: Bu yıl dönem başından itibaren gönüllü öğretmenlerimiz Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Aytekin Sücü, Vedat Eğilmez; Tarih Öğretmeni Erkin Tokgöz, Coğrafya Öğretmeni Yılmaz Yılmaz, Felsefe Öğretmeni Fevzi Karakuş Müdür Yardımcısı Mustafa Genç Beyler, ÖSS’ye yönelik hafta içleri, hafta sonları ücretsiz kurslar vermektedirler. Özelikle sömestrde 12 gün boyunca Aytekin Sücü ve Erkin Tokgöz tarafından her gün bir deneme sınavı yapılmış ve sonuçları titizlikle değerlendirilmiştir. Bunlar çok önemli –çok önemsediğimiz- çalışmalardır. Bunun dışında ücretli olarak matematik kursu açılmış Lise 1 ve 2 . sınıf öğrencilerinin istifadesine sunulmuştur.
Ayrıca Milli Eğitim Müdürümüz İbrahim Yaşar Tekin Bey’in başkanlığında yapılan bir toplantıda, öğrencilerimizin Türkiye genelinde yapılan denemelerde nerede olduklarını görebilmek için mart- nisan ve mayıs aylarında, ilçedeki tüm lise son sınıf öğrencilerinin katılacağı üç deneme sınavı için girişimlerde bulunulması kararı alındı.
M.T: İkinci dönemin başında okulumuza bağlı olarak bir kız öğrenci yurdu açıldı. Bu yurt beklentilere cevap verebildi mi?
R.Ş: Kız yurdunun ikinci dönem açılası beklentilerimize cevap vermedi. Neden diye soracaksınız tabii. Çünkü köy okullarımızdan mezun ve oldukça başarılı, bizim bildiğimiz yaklaşık on beş öğrenci barınacak yer bulamadıkları için liseye kayıt yaptıramadı. Önceki yıllarda da mağdur öğrenci sayısı değişse de durum aynıydı. Kız yurdu açma girişimlerimizin amacı, onların okuma hakkını geri vermekti. Ama yurdun açılışının ikinci döneme kalması bu olumsuz durumu değiştirmedi. Yine de bir yıl da ara vermiş olsalar da önümüzdeki yıl kayıt yaptırabilecek olmaları sevindirici. 2007–2008 eğitim – öğretim yılında bahsettiğimiz konumda olan kız öğrencilerimizin lisemize veya İmam Hatip Lisesine kayıp yapmalarını isterim. Kız öğrenci yurdumuz 81 yatak kapasiteli olarak açılmış olup şu an 38 öğrencimize hizmet vermektedir.
M.T: Kız yurdunun eksiklikleri var mı?
R.Ş: Yurdun ihtiyaçları biraz geç de olsa tamamlanmak üzere. Şu an acil ihtiyaçların tümü tamamlandı. Sosyal ve sportif ihtiyaçları karşılamak için çalışmalarımız sürüyor. Şu anda Kazım Karabekir İlköğretim Okulu yurdun bir katında eğitime devam ettiğinden bu dönem bir sıkışıklık yaşayacağız. Gelecek yıl bu katımız boşaltılacak ve kızlarımız TV odası, bilgisayar odası ve spor odası gibi alanlara kavuşacak. Böylece yurdun kalitesini arttırmış olacağız.
M.T: Geçen yıl okulumuzun değişik yerlerine kamera takıldı. Bunu yapmakla hedeflenen amaçlara ulaşıldı mı? Yada kameraların okulumuza faydası nedir?
R.Ş: Kameraların takılmasının birinci amacı, geçen yıl tartışıldığı gibi öğrencilerin hareketlerini izlemek değildi.
Kız Yurdu Açıldı
.
.

Kübra TOPRAK 11 SOS A
2006-2007 Eğitim ve öğretim yılının ikinci yarısında 81 kişilik yatak kapasitesiyle açılan kız yurdu şu an 38 kişiye hizmet vermektedir. Eski Sağlık Meslek Lisesi’nin yerine yapılan yurtta 4 koğuş, 1 öğretmenler odası, 1 etüt odası ve yemek salonundan oluşmaktadır. Yeteri kadar yatak, yastık ve çarşaf Eğitim Araçları Donatım Daire Başkanlığı tarafından karşılandı. Okul Müdürümüz Rüstem Şahin’in büyük hayali olan kız yurdu böylelikle büyük oranda ihtiyaçlarını tamamlamış oldu. Remi açılışı henüz yapılmamış olan yurdun, uğrunda verilen emeklerin karşılığını yakın zamanda Türk toplumuna vereceğine inanıyoruz ■Bilgisayar Ortamında Okul Yıllığı Yapılacak
Ali SEZER 11 BİL
Ali SEZER 11 BİL
Okulumuzun Bilgisayar Öğretmeni Umut Yıldırım rehberliğinde Nurcan Demirkıran ve Melek Kasap, bu yıl mezun olacak öğrencilerin lise ile ilgili anılarını canlı tutmaları için bir okul yıllığı hazırlayacak. CD formatında hazırlanacak olan yıllıkta, her son sınıf öğrencilerinin resimleri, video görüntüleri ve haklarında yapılmış yorumları yer alacak. Yapımında görev almak isteyen veya farklı görüş bildirmek isteyen öğrenciler kısa zaman içinde projelerini Umut Yıldırım Hocamıza iletmeleri gerekiyor ■
ÖSS Başvuruları Başladı
Oğuz TURAN 11 METAL
12 Şubat 2007 tarihinde ÖSS başvuruları başladı. Geçen yıl belirlenen başvuru merkezlerinde devam eden kayıt işlemleri bu yıl geçen yıla nazaran yoğun değil. Randevu ile çalışılmadığı için önceki yıl gözlenen yığılmalar olmuyor.
Geçen yıl başvuru merkezlerinde fotoğraf çektirmiş kişiler bu yıl internetten kendileri başvurabiliyor.
Başvuru merkezlerinden biri de okulumuz. Müdür Yardımcısı Mustafa Genç derslerin dışında bütün zamanını kayıt işlerine ayırıyor.
Geçen yıl 325 kişi okulumuzda kayıt yaptırmıştı. Bunlardan 157’si okulumuzun son sınıf düzeyindeki öğrencileriydi. Bu sene şimdiye kadar 219 öğrenci kayıt yapmış bulunmakta. Kayıtlar tüm hızla devam etmekte. Okulumuz Müdür Yardımcısı Mustafa Genç’e kolay gelsin diyoruz ■
Oğuz TURAN 11 METAL
12 Şubat 2007 tarihinde ÖSS başvuruları başladı. Geçen yıl belirlenen başvuru merkezlerinde devam eden kayıt işlemleri bu yıl geçen yıla nazaran yoğun değil. Randevu ile çalışılmadığı için önceki yıl gözlenen yığılmalar olmuyor.
Geçen yıl başvuru merkezlerinde fotoğraf çektirmiş kişiler bu yıl internetten kendileri başvurabiliyor.
Başvuru merkezlerinden biri de okulumuz. Müdür Yardımcısı Mustafa Genç derslerin dışında bütün zamanını kayıt işlerine ayırıyor.
Geçen yıl 325 kişi okulumuzda kayıt yaptırmıştı. Bunlardan 157’si okulumuzun son sınıf düzeyindeki öğrencileriydi. Bu sene şimdiye kadar 219 öğrenci kayıt yapmış bulunmakta. Kayıtlar tüm hızla devam etmekte. Okulumuz Müdür Yardımcısı Mustafa Genç’e kolay gelsin diyoruz ■
ÖSS HAZIRLIK KURSLARI
Zeynep Bayrak│11 Fen
Okulumuzda açılmış olan ÖSS hazırlık kursları tüm hızıyla devam etmektedir. Sene başında başlayan Ücretsiz kursta Edebiyat Öğretmenleri Aytekin Sücü ve Vedat Eğilmez, Tarih Öğretmeni Erkin Tokgöz, Coğrafya Öğretmeni Yılmaz Yılmaz, Felsefe Öğretmeni Fevzi Karakuş, Fizik Öğretmeni Nurgül Yıldırım, Kimya Öğretmeni Mustafa Genç, Biyoloji Öğretmeni Şefiye Yıldırım eğitim vermektedirler.
Diğer yandan yine sene başında açılan ücretli matematik kursuna, Kurstan Sorumlu Müdür Yardımcısı Necmettin Yılmaz yönetiminde, Matematik Öğretmenleri: Mukadder Kargı ve Mehmet Ali Demirci devam etmektedir.
Bu kursların paralelinde Okulumuz Edebiyat Öğretmeni Aytekin Sücü ve Tarih Öğretmeni Erkin Tokgöz, ara tatilde 12 günlük kamp programı düzenlemiş, bu program dâhilinde yine bu iki öğretmenimiz tarafından kurslar, etütler ve gün aşırı deneme sınavları yapılmıştır. ( Ara tatil kurslarına matematik öğretmenleri Mukadder Kargı ve Mehmet Ali Demirci, Kimya Öğretmeni Mustafa Genç verdikleri derslerle destek vermişlerdir.)
Zeynep Bayrak│11 Fen
Okulumuzda açılmış olan ÖSS hazırlık kursları tüm hızıyla devam etmektedir. Sene başında başlayan Ücretsiz kursta Edebiyat Öğretmenleri Aytekin Sücü ve Vedat Eğilmez, Tarih Öğretmeni Erkin Tokgöz, Coğrafya Öğretmeni Yılmaz Yılmaz, Felsefe Öğretmeni Fevzi Karakuş, Fizik Öğretmeni Nurgül Yıldırım, Kimya Öğretmeni Mustafa Genç, Biyoloji Öğretmeni Şefiye Yıldırım eğitim vermektedirler.
Diğer yandan yine sene başında açılan ücretli matematik kursuna, Kurstan Sorumlu Müdür Yardımcısı Necmettin Yılmaz yönetiminde, Matematik Öğretmenleri: Mukadder Kargı ve Mehmet Ali Demirci devam etmektedir.
Bu kursların paralelinde Okulumuz Edebiyat Öğretmeni Aytekin Sücü ve Tarih Öğretmeni Erkin Tokgöz, ara tatilde 12 günlük kamp programı düzenlemiş, bu program dâhilinde yine bu iki öğretmenimiz tarafından kurslar, etütler ve gün aşırı deneme sınavları yapılmıştır. ( Ara tatil kurslarına matematik öğretmenleri Mukadder Kargı ve Mehmet Ali Demirci, Kimya Öğretmeni Mustafa Genç verdikleri derslerle destek vermişlerdir.)
Okul Kütüphanemiz Çağı Yakaladı
Emrah Kaplan│9 D
Okul kütüphanesine kitapların kayıtları ve takibi için bir bilgisayar ve bu işleri pratikleştirmek için de barkot okuma cihazı tedarik edildi. Kütüphane Kulübü Rehber Öğretmeni Zeynep Özlem’den alına bilgilere göre kütüphanemizde bulunan bütün kitaplara kısa süre içinde barkot yapıştırılıp bilgisayara kaydedilecek. Bu işlemler bittikten sonra kütüphanemizden kitap alma işlemi hem daha kolaylaşmış olacak hem de kitap takibi daha sağlıklı bir şekilde yapılacak. Ayrıca aradığımız kitabın kütüphanede olup olmadığını anında öğrenecek olmamız da cabası. Emeği geçen herkese okul adına teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Emrah Kaplan│9 D
Okul kütüphanesine kitapların kayıtları ve takibi için bir bilgisayar ve bu işleri pratikleştirmek için de barkot okuma cihazı tedarik edildi. Kütüphane Kulübü Rehber Öğretmeni Zeynep Özlem’den alına bilgilere göre kütüphanemizde bulunan bütün kitaplara kısa süre içinde barkot yapıştırılıp bilgisayara kaydedilecek. Bu işlemler bittikten sonra kütüphanemizden kitap alma işlemi hem daha kolaylaşmış olacak hem de kitap takibi daha sağlıklı bir şekilde yapılacak. Ayrıca aradığımız kitabın kütüphanede olup olmadığını anında öğrenecek olmamız da cabası. Emeği geçen herkese okul adına teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Çevre Kulübümüz çalışmalarına başladı
Mustafa Akın Alkan│10 TM B
Mustafa Akın Alkan│10 TM B
Serkan Sözbilir rehberliğindeki "Çevre Kulübü", geçen yıl ilkbaharda okul bahçesine 85 adet fide halinde çiçek dikimi yapmıştı. Ayrıca tohum halinde de çiçek ekimi yapılmış ve okulumuzun bahçesi daha güzel bir görünüm kazanmıştı. Bu yıl da havaların ısınmasıyla birlikte çalışmalarına başlayan kulüp, bahçemize gül çelikleri dikti. Aynı zamanda budama yapıldı ve yeni çiçek tohumları ekildi. Çevre Kulübü Rehber Öğretmeni Serkan Sözbilir gazetemize, okul bahçesinde oynayan öğrencilerimizin dikili alanlara çok dikkat etmesi gerektiğini aksi taktirde bütün çalışmalarının neticesiz kalacağını söyledi. Kaçan toplarını almak için paldır küldür dikili alanlara dalan öğrencilerimize duyurulur.
Ahmet Cevdet Paşa (1823- 1895)
Erkin TOKGÖZ Tarih Öğretmeni
Günümüz önemli ilim adamlarından İlber ortaylı’nın deyimiyle; “ Medresenin son gülü”, Ünlü Osmanlı devlet adamı , tarihçi ve hukukçusu.. Tarihimizde gurur duyabileceğimiz çok önemli bir münevverimiz. Ancak yeni nesillerimiz bu değerimizi yeterince tanıyor mu? Günümüz insanı bırakın onun eserlerinin içeriğini bilmeyi, acaba isimlerini duymuş mu? Maalesef bu sorunun cevabı hayırdır. Bunu bildiğimizden, en azından ismini duyurmak ve aslında çok yakın bir tarihimizde yaşamış bu aydın insanı bir nebze olsun tanıtmak istedik.
Kimdir Ahmet Cevdet Paşa?....1823 yılında Bulgaristan’ın Lofça(şimdiki adı Loveç) kasabasında doğdu. Asıl adı Ahmet olup Cevdet mahlasını İstanbul’da eğitim gördüğü sırada Şair Süleyman Fehmi Efendi’den almıştır. Babası Lofça ileri gelenlerinden ve meclis azasından Hacı İsmail Ağa, annesi yine Lofçalı Topuzoğlu hanedanından Ayşe Sümbül Hanım’dır.
Küçük yaşlarda kendisini ilim yoluna veren Ahmet Cevdet Paşa, devrin meşhur üstatlarından muhtelif dersler alarak yetişti. Arapça, Farsça, Fransızca ve Bulgarca’yı öğrendi. Daha talebelik yıllarında ders verme icazetine layık görüldü.
Kendini edebiyat ve şiirde gösteren Cevdet Paşa, diğer taraftan Mesnevî hanlık icazetini aldı. O kendi ifadesine göre tahsili sırasında tatil zamanlarında bile sürekli kitap okumuştur. Sadece bayram günlerinde çalışmalarına ara vermiştir.
İlkönce Halep Valililiğine tayin edildi. İki yıl süren bu görevden sonra Ahmet Cevdet Paşa’ya Divan-ı Ahkam-ı Adliye başkanlığı verildi. Divanın nezarete çevrilmesi üzerine Adliye Nazırı oldu. Bu dönemde nizamî mahkemeler teşkilatını kurarak bununla ilgili kanun ve nizamnameleri hazırladı. Engin bilgisi, ikna gücü, dirayeti ve vakarı ile temayüz etmesinin tabii neticesinde Devlet-i Aliyye’de birçok önemli vazifelerde bulundu. Cevdet Paşa’nın dikkat çeken yönlerinden biri de sahibi olduğu makamın hakkını vermesidir. Makamın mahkûmu değil, hâkimi olmuştur. Engin görüşü ve sağlıklı bakış açısıyla kendisine güvenenleri mahcup etmemiştir.
Paşa’nın Adalet Bakanlığı, Osmanlı’nın batılılaşmaya çalıştığı bir döneme rastlamıştı. Bu temayül hukuki yapımızı da tesiri altına almıştı. Her şeyiyle batıllılaşmayı kafasına koymuş son dönem Osmanlı aydınlarının aksine Cevdet paşa, Hanefî fıkhına dayalı bir kanun kitabının hazırlanması gerektiği düşüncesi fikrini ileri sürdü. Bu teklif Avrupa’dan tercüme edilmek istenen ithal kanuna mâni olmak maksadına matuftu. Öyle de oldu. Gerekli merciiler tarafından Bab-ı Ali’de teşkil edilen ‘Mecelle-i Ahkam-ı Adliye Cemiyeti’nin reisliğine getirildi.
Ve devrin önde gelen fıkıh âlimlerinin de yer aldığı bu cemiyet “Mecelle”nin ilk dört kitabını yayımlamaya muvaffak oldu. Bundan sonra birkaç kez görevden alınıp başka görevlere getirildiyse de “Mecelle”, Ahmet Cevdet Paşa ile müsemma olmuştur. Mecelle, dünya hukuk âleminde ve bilhassa Mısır, Suriye ve diğer İslam ülkelerinde takdir ve şükranla karşılanmış; ilmî ve hukukî kıymeti hakkında günlerce neşriyat yapılmış bir kanun olmuştur. İslam âleminde batılı kanunlar formunda düzenlenen ilk kanun Mecelle’dir.
Kısa süren Evkaf Bakanlığı’ndan sonra Maarif Nazırlığı’na getirilir. Cevdet Paşa statükocu bir idareci değil, bir şeyler yapmayı düşünen, düşündüğünü uygulamaya çalışan yürekli bir idareciydi. Öyle ki getirildiği Maarif Nazırlığı’nda; ilkokullardan yüksek okullara kadar her seviyede ders programları yapıldı, yeni bir elif be cüzü hazırlandı. “İbtidaiyye” adıyla modern usulde bir ilkokul açıldı. Daru-l Muallimin teşkilatı; Sıbyan, Rüştiye, İdadî olmak üzere üç dereceye ayrılarak yeniden düzenlendi. Buralarda okutulmak üzere; “Kavaid-i Türkiye”, “Mi’yar-ı Sedat” ve “Adab-ı Sedat” adını taşıyan okul kitapları yazdı. “İnsan doğuştan medeniyete yatkındır.” diyen Cevdet Paşa, Tanzimat döneminin en önemli şahsiyetlerinden biridir. Türk- İslam ve doğu kültürü ile yenilikçi batı arasında senteze yapmaya çalışmış bir şahsiyettir. Osmanlı müesseselerinin İslamî esaslara dayandığını dikkate alarak Batı devletleriyle Osmanlı Devleti’nin farklı din ve medeniyetlerden doğduğunu, bu sebeple de her yönden batılılaşmanın hem yanlış hem de imkânsız olduğunu düşünmüş, sonuç olarak Batı taklitçiliğine ve maddeci felsefeye şiddetle karşı çıkmıştır.
Yeniciliğe de açık olan Cevdet Paşa, Batı’nın pozitif alandaki üstünlüğünü kabul ederek Osmanlı müesseselerinin batı tarzında ıslahını savunmuştu.
Osmanlı’nın büyüklüğünü Hilafet ile Saltanat’ın birleşmesinde gören Cevdet Paşa, Meclis-i Mebusan’ın kapatılması sırasında 2. Abdülhamit’i haklı bularak desteklemiş ve Mithat Paşa'nın Yıldız Mahkemesi’ndeki yargılanmasında önemli rol oynamıştır.
Birçok yönüyle ileri çıkmış olan Cevdet Paşa'nın belki de en öne çıkan yönü tarihçiliğidir. A. Hamdi Tanpınar’ın, “İbn-i Haldun’un son şakirdi.” dediği Cevdet Paşa'nın tarihçiliğinde İbn-i Haldun’un görüşlerinin ciddi tesiri olmuştur. “Tarih-i Cevdet” namıyla bilinen ve 6 cilt olarak neşredilen tarih kitabı takdire şayandır. Bunun yanı sıra “Kısas-ı Enbiya” , “Tezakir” eserleri vardır. “Tezakir” kendisinin içerisinde bulunduğu olaylara dair notlardan teşekkül etmiş bir hatırat niteliği taşımaktadır. “Maruzat” 2. Abdülhamit’in isteği üzerine kaleme almış olduğu tarihî ve siyasî olayları hâvî eseridir.
“Tatili tatil” eden Cevdet Paşa itibar edilen ve itibar gören tutumuyla ilim çevresine, siyaset adamlarına ve kendisini yetiştirmek isteyen genç kuşağa örnek gösterilecek değerli bir devlet adamıdır.
Kimdir Ahmet Cevdet Paşa?....1823 yılında Bulgaristan’ın Lofça(şimdiki adı Loveç) kasabasında doğdu. Asıl adı Ahmet olup Cevdet mahlasını İstanbul’da eğitim gördüğü sırada Şair Süleyman Fehmi Efendi’den almıştır. Babası Lofça ileri gelenlerinden ve meclis azasından Hacı İsmail Ağa, annesi yine Lofçalı Topuzoğlu hanedanından Ayşe Sümbül Hanım’dır.
Küçük yaşlarda kendisini ilim yoluna veren Ahmet Cevdet Paşa, devrin meşhur üstatlarından muhtelif dersler alarak yetişti. Arapça, Farsça, Fransızca ve Bulgarca’yı öğrendi. Daha talebelik yıllarında ders verme icazetine layık görüldü.
Kendini edebiyat ve şiirde gösteren Cevdet Paşa, diğer taraftan Mesnevî hanlık icazetini aldı. O kendi ifadesine göre tahsili sırasında tatil zamanlarında bile sürekli kitap okumuştur. Sadece bayram günlerinde çalışmalarına ara vermiştir.
İlkönce Halep Valililiğine tayin edildi. İki yıl süren bu görevden sonra Ahmet Cevdet Paşa’ya Divan-ı Ahkam-ı Adliye başkanlığı verildi. Divanın nezarete çevrilmesi üzerine Adliye Nazırı oldu. Bu dönemde nizamî mahkemeler teşkilatını kurarak bununla ilgili kanun ve nizamnameleri hazırladı. Engin bilgisi, ikna gücü, dirayeti ve vakarı ile temayüz etmesinin tabii neticesinde Devlet-i Aliyye’de birçok önemli vazifelerde bulundu. Cevdet Paşa’nın dikkat çeken yönlerinden biri de sahibi olduğu makamın hakkını vermesidir. Makamın mahkûmu değil, hâkimi olmuştur. Engin görüşü ve sağlıklı bakış açısıyla kendisine güvenenleri mahcup etmemiştir.
Paşa’nın Adalet Bakanlığı, Osmanlı’nın batılılaşmaya çalıştığı bir döneme rastlamıştı. Bu temayül hukuki yapımızı da tesiri altına almıştı. Her şeyiyle batıllılaşmayı kafasına koymuş son dönem Osmanlı aydınlarının aksine Cevdet paşa, Hanefî fıkhına dayalı bir kanun kitabının hazırlanması gerektiği düşüncesi fikrini ileri sürdü. Bu teklif Avrupa’dan tercüme edilmek istenen ithal kanuna mâni olmak maksadına matuftu. Öyle de oldu. Gerekli merciiler tarafından Bab-ı Ali’de teşkil edilen ‘Mecelle-i Ahkam-ı Adliye Cemiyeti’nin reisliğine getirildi.
Ve devrin önde gelen fıkıh âlimlerinin de yer aldığı bu cemiyet “Mecelle”nin ilk dört kitabını yayımlamaya muvaffak oldu. Bundan sonra birkaç kez görevden alınıp başka görevlere getirildiyse de “Mecelle”, Ahmet Cevdet Paşa ile müsemma olmuştur. Mecelle, dünya hukuk âleminde ve bilhassa Mısır, Suriye ve diğer İslam ülkelerinde takdir ve şükranla karşılanmış; ilmî ve hukukî kıymeti hakkında günlerce neşriyat yapılmış bir kanun olmuştur. İslam âleminde batılı kanunlar formunda düzenlenen ilk kanun Mecelle’dir.
Kısa süren Evkaf Bakanlığı’ndan sonra Maarif Nazırlığı’na getirilir. Cevdet Paşa statükocu bir idareci değil, bir şeyler yapmayı düşünen, düşündüğünü uygulamaya çalışan yürekli bir idareciydi. Öyle ki getirildiği Maarif Nazırlığı’nda; ilkokullardan yüksek okullara kadar her seviyede ders programları yapıldı, yeni bir elif be cüzü hazırlandı. “İbtidaiyye” adıyla modern usulde bir ilkokul açıldı. Daru-l Muallimin teşkilatı; Sıbyan, Rüştiye, İdadî olmak üzere üç dereceye ayrılarak yeniden düzenlendi. Buralarda okutulmak üzere; “Kavaid-i Türkiye”, “Mi’yar-ı Sedat” ve “Adab-ı Sedat” adını taşıyan okul kitapları yazdı. “İnsan doğuştan medeniyete yatkındır.” diyen Cevdet Paşa, Tanzimat döneminin en önemli şahsiyetlerinden biridir. Türk- İslam ve doğu kültürü ile yenilikçi batı arasında senteze yapmaya çalışmış bir şahsiyettir. Osmanlı müesseselerinin İslamî esaslara dayandığını dikkate alarak Batı devletleriyle Osmanlı Devleti’nin farklı din ve medeniyetlerden doğduğunu, bu sebeple de her yönden batılılaşmanın hem yanlış hem de imkânsız olduğunu düşünmüş, sonuç olarak Batı taklitçiliğine ve maddeci felsefeye şiddetle karşı çıkmıştır.
Yeniciliğe de açık olan Cevdet Paşa, Batı’nın pozitif alandaki üstünlüğünü kabul ederek Osmanlı müesseselerinin batı tarzında ıslahını savunmuştu.
Osmanlı’nın büyüklüğünü Hilafet ile Saltanat’ın birleşmesinde gören Cevdet Paşa, Meclis-i Mebusan’ın kapatılması sırasında 2. Abdülhamit’i haklı bularak desteklemiş ve Mithat Paşa'nın Yıldız Mahkemesi’ndeki yargılanmasında önemli rol oynamıştır.
Birçok yönüyle ileri çıkmış olan Cevdet Paşa'nın belki de en öne çıkan yönü tarihçiliğidir. A. Hamdi Tanpınar’ın, “İbn-i Haldun’un son şakirdi.” dediği Cevdet Paşa'nın tarihçiliğinde İbn-i Haldun’un görüşlerinin ciddi tesiri olmuştur. “Tarih-i Cevdet” namıyla bilinen ve 6 cilt olarak neşredilen tarih kitabı takdire şayandır. Bunun yanı sıra “Kısas-ı Enbiya” , “Tezakir” eserleri vardır. “Tezakir” kendisinin içerisinde bulunduğu olaylara dair notlardan teşekkül etmiş bir hatırat niteliği taşımaktadır. “Maruzat” 2. Abdülhamit’in isteği üzerine kaleme almış olduğu tarihî ve siyasî olayları hâvî eseridir.
“Tatili tatil” eden Cevdet Paşa itibar edilen ve itibar gören tutumuyla ilim çevresine, siyaset adamlarına ve kendisini yetiştirmek isteyen genç kuşağa örnek gösterilecek değerli bir devlet adamıdır.
DUYGUSAL ZEKÂ NEDİR?
Ali Kemal Gülcemal│Rehberlik Öğretmeni
Daniel Goleman “Duygusal Zekâ” adlı kitabıyla yepyeni bir kavram ortaya attı. Uzun zamandır başarılı olmanın derecesi IQ ile ölçülürdü. Yapılan araştırmalara göre “duygusal zeka” (EQ) insanların kişisel ve mesleki anlamda başarılı olmalarını IQ’ dan çok daha fazla etkilendiğini gösterdi.
Duygusal zekâ ile insanların ortak duyguları, iletişim becerileri, insanlık anlayışları, incelik, zarafet, kibarlık, nezaket vs. gibi yetenekleri tanımlanmaktadır.
Duygusal zekâ, kendimizle ve başkalarıyla olan ilişkilerimizi doğrudan etkiler. Yani duygusal zekâ bir taraftan kendi gelişimimizi ve olgunlaşmamızı diğer taraftan da yeteneklerimiz ile diğer insanlarla aramızda olan ilişkileri tanımlar.
Duygusal ve sosyal kapasitesi yüksek kişiler -yani, duygularını iyi bilen, onları kontrol edebilen, başkalarının duygularını anlayan ve bunları ustalıkla idare edebilenler - hayatlarının gerek özel gerekse mesleki alanlarında daha başarılıdırlar.
1990 yılında Harvard Üniversitesi’nden psikoloji profesörleri, insanların duygusal alandaki yetilerini bilimsel olarak ölçmeyi denemişlerdir. Bu hocaların bulguları, bazı insanların diğerlerinden, kendi duygularını tanımlamada, başkalarının duygularını tanımlamada ve duygusal konularda problem çözmede daha iyi olabileceğini ortaya koyuyordu. Geçtiğimiz on yılda bu profesörler, duygusal zekâmızı ölçmeye yönelik iki değişik test geliştirdiler.Günümüzde yapılan araştırmaların sonuçlarında bazılarına göre;
Çeşitli nedenlerden dolayı insanlar arası ilişkilerde kopukluklar olduğu,
En zengin ülke insanlarının bile mutsuz olduğu,
Hayatta başarı için sadece IQ’nun yeterli olmadığı görülmektedir. Araştırmalar, IQ’nun hayattaki başarıya katkısının %10’dan fazla olmadığını göstermektedir. Yüksek IQ, başarının, prestijin veya mutlu bir yaşamın garantisi olmadığı halde, okullarımızda ve kültürümüzde akademik yetkinlik hala ön planda tutulmakta; günlük hayatımızda büyük önem taşıyan sosyal ve duygusal becerilerin geliştirilmesi ihmal edilmektedir.Bu ve buna benzer önemli eksikliklerin giderilmesi, duyguların eğitilmesi yani duygusal zekâ eğitimi ile mümkündür. İnsan beyninin nasıl çalıştığına dair yapılan çalışmalar göstermiştir ki duygusal becerilerin gelişimi, doğumdan gençliğin sonuna kadar devam eden gelişim çağında daha kolay oluyor. Bu nedenle bu konuda okullarda verilecek duygusal eğitim öne çıkmaktadır.
Bu eğitim, sadece "sorunlu" olarak tanımlanan ve geride kalan çocukların eksikliklerini telafi etsin diye öğretilen bir şey değil, her çocuk için mutlaka gerekli bir beceriler ve anlayışların bir bütünüdür. Burada amaç, eğitmek için duyguyu kullanmak yerine, bizzat duygunun kendini eğitmektir.
Duygusal zekâ için özellikle aşağıdaki yetkinlikler belirleyicidir.
Kendini tanımak: Kişinin kendi duygularını, ihtiyaçlarını, hedeflerini tanıması, tercihlerini yapabilmesi ve sahip olduğu şahsi gücünün ve kaynaklarının farkında olması anlamına gelir. Kendini tanımakla insanlar belirli pozisyonlarda nasıl hareket edeceklerini, neye ihtiyaç duyduklarını veya kendilerinde ne gibi değişiklik yapmaları gerektiğini fark ederler.
Kendini yönetmek: Kişinin sahip olduğu duygu ve düşüncelerini kontrol ederek yönlendirmesi. Bu beceri ile duygularımızın esiri olmaktan kurtulup onları yönlendirebiliyoruz. Örneğin: bir olay bizi çok kızdırdığında, kendi kendimizi sakinleştirerek, yanlış bir karar vermekten veya yanlış bir davranışta bulunmaktan kaçınırız.
Motivasyon: İnsanın kendini motive edebilmesi, daima başarma isteğine ve heyecanına sahip olması demektir. Bu yetenek özellikle zorlukların çıkmasında veya işlerin istenilenin dışında gelişmesi durumlarında çok faydalı olur. Kendini motive edebilen insan, zorluklar karşısında yılmadan kendinde devam etme gücünü bulur daha metanetli olurlar.
Empati: kişinin başka insanların duygularını, ihtiyaçlarını, kaygılarını anlayabilmesi, kendini onların yerine koyabilmesi demektir. Söz konusu olan onlar gibi düşünebilip, davranabilmek, onları oldukları gibi kabullenebilmek ve hal ve hareketlerine saygı göstermektir. Sosyal Yetkinlik: Sosyal Yetkinlik insanların başkalarıyla ilişki kurabilmesi ve bu ilişkilerin uzun süre geçerliliğini koruyabilmesi becerilerini kapsar. İnsanlar arası iyi ilişkilerin yanı sıra bir takım oluşturabilme, takım ruhunu sağlayabilme ve bu takımı yönetme becerisini gösterme de bu yetkinlik ile olur.
İletişim becerisi: Duygusal zekâ için, iyi iletişim kurabilme becerisi, vazgeçilmez unsurlarındandır. Bu iki türlü açıklanabilir. Birincisi insanın kendisini açık ve net olarak ifade edebilme becerisi, diğer taraftan da başkalarını dikkatli dinleme ve ne söylediklerini tam ve doğru olarak anlayabilme becerisidir
Duygusal zekânın bize getirdikleri nelerdir? Duygusal zekâsı yüksek insanlar mesleki anlamda başka insanlar ile iyi iletişim kurabildiklerinden ve yönetme becerisine sahip olduklarından genellikle çok başarılı olurlar.
Günlük hayatta duygusal zekâ insanların iş arkadaşları ve aile bireyleri ile iyi anlaşabilmelerini sağladığı için, kendileri ve çevresindekiler ile ilgili sorunları çabuk çözümlenir.
Duygusal zekâlı insanlar diğer insanları olduğu gibi kabul edip onları dinleyip anladıkları için sevilirler ve arkadaşlık ilişkileri daha güçlü olur.
Genellikle kendileri ile barışık ve kolay memnun olurlar.
Duygusal zekâmız hakkında az çok bilgi edinmek için örnek olarak aşağıdaki soruları kendimize sorabiliriz.
Kendimi ne kadar iyi tanıyorum? Bazı hallerde nasıl ve neden bu şekilde hareket ettiğimi biliyor muyum?
İradem güçlü mü, yoksa duygularımın esiri mi oluyorum?
Kin, nefret, mutluluk, beğeni vb. gibi duygularla nasıl baş edebilirim?
İletişim kurma becerim nasıl?
Kendimi açık ve net olarak ifade edebiliyor muyum? Başka insanları iyi dinleyebiliyor muyum?
Diğer insanlar ile iyi anlaşabiliyor muyum?
Başkalarını motive edebiliyor muyum? Başkalarıyla çalışmaktan zevk alıyor muyum?
Başkalarına fikir verebilir miyim?
Yönetebilme kabiliyetim var mı?
Başkaları tarafından seviliyor muyum?
Başkaları benimle beraber olmaktan keyif alıyorlar mı?
Aranan birimiyim?
Benden fikir istiyorlar mı?
Duygusal zekâ ile insanların ortak duyguları, iletişim becerileri, insanlık anlayışları, incelik, zarafet, kibarlık, nezaket vs. gibi yetenekleri tanımlanmaktadır.
Duygusal zekâ, kendimizle ve başkalarıyla olan ilişkilerimizi doğrudan etkiler. Yani duygusal zekâ bir taraftan kendi gelişimimizi ve olgunlaşmamızı diğer taraftan da yeteneklerimiz ile diğer insanlarla aramızda olan ilişkileri tanımlar.
Duygusal ve sosyal kapasitesi yüksek kişiler -yani, duygularını iyi bilen, onları kontrol edebilen, başkalarının duygularını anlayan ve bunları ustalıkla idare edebilenler - hayatlarının gerek özel gerekse mesleki alanlarında daha başarılıdırlar.
1990 yılında Harvard Üniversitesi’nden psikoloji profesörleri, insanların duygusal alandaki yetilerini bilimsel olarak ölçmeyi denemişlerdir. Bu hocaların bulguları, bazı insanların diğerlerinden, kendi duygularını tanımlamada, başkalarının duygularını tanımlamada ve duygusal konularda problem çözmede daha iyi olabileceğini ortaya koyuyordu. Geçtiğimiz on yılda bu profesörler, duygusal zekâmızı ölçmeye yönelik iki değişik test geliştirdiler.Günümüzde yapılan araştırmaların sonuçlarında bazılarına göre;
Çeşitli nedenlerden dolayı insanlar arası ilişkilerde kopukluklar olduğu,
En zengin ülke insanlarının bile mutsuz olduğu,
Hayatta başarı için sadece IQ’nun yeterli olmadığı görülmektedir. Araştırmalar, IQ’nun hayattaki başarıya katkısının %10’dan fazla olmadığını göstermektedir. Yüksek IQ, başarının, prestijin veya mutlu bir yaşamın garantisi olmadığı halde, okullarımızda ve kültürümüzde akademik yetkinlik hala ön planda tutulmakta; günlük hayatımızda büyük önem taşıyan sosyal ve duygusal becerilerin geliştirilmesi ihmal edilmektedir.Bu ve buna benzer önemli eksikliklerin giderilmesi, duyguların eğitilmesi yani duygusal zekâ eğitimi ile mümkündür. İnsan beyninin nasıl çalıştığına dair yapılan çalışmalar göstermiştir ki duygusal becerilerin gelişimi, doğumdan gençliğin sonuna kadar devam eden gelişim çağında daha kolay oluyor. Bu nedenle bu konuda okullarda verilecek duygusal eğitim öne çıkmaktadır.
Bu eğitim, sadece "sorunlu" olarak tanımlanan ve geride kalan çocukların eksikliklerini telafi etsin diye öğretilen bir şey değil, her çocuk için mutlaka gerekli bir beceriler ve anlayışların bir bütünüdür. Burada amaç, eğitmek için duyguyu kullanmak yerine, bizzat duygunun kendini eğitmektir.
Duygusal zekâ için özellikle aşağıdaki yetkinlikler belirleyicidir.
Kendini tanımak: Kişinin kendi duygularını, ihtiyaçlarını, hedeflerini tanıması, tercihlerini yapabilmesi ve sahip olduğu şahsi gücünün ve kaynaklarının farkında olması anlamına gelir. Kendini tanımakla insanlar belirli pozisyonlarda nasıl hareket edeceklerini, neye ihtiyaç duyduklarını veya kendilerinde ne gibi değişiklik yapmaları gerektiğini fark ederler.
Kendini yönetmek: Kişinin sahip olduğu duygu ve düşüncelerini kontrol ederek yönlendirmesi. Bu beceri ile duygularımızın esiri olmaktan kurtulup onları yönlendirebiliyoruz. Örneğin: bir olay bizi çok kızdırdığında, kendi kendimizi sakinleştirerek, yanlış bir karar vermekten veya yanlış bir davranışta bulunmaktan kaçınırız.
Motivasyon: İnsanın kendini motive edebilmesi, daima başarma isteğine ve heyecanına sahip olması demektir. Bu yetenek özellikle zorlukların çıkmasında veya işlerin istenilenin dışında gelişmesi durumlarında çok faydalı olur. Kendini motive edebilen insan, zorluklar karşısında yılmadan kendinde devam etme gücünü bulur daha metanetli olurlar.
Empati: kişinin başka insanların duygularını, ihtiyaçlarını, kaygılarını anlayabilmesi, kendini onların yerine koyabilmesi demektir. Söz konusu olan onlar gibi düşünebilip, davranabilmek, onları oldukları gibi kabullenebilmek ve hal ve hareketlerine saygı göstermektir. Sosyal Yetkinlik: Sosyal Yetkinlik insanların başkalarıyla ilişki kurabilmesi ve bu ilişkilerin uzun süre geçerliliğini koruyabilmesi becerilerini kapsar. İnsanlar arası iyi ilişkilerin yanı sıra bir takım oluşturabilme, takım ruhunu sağlayabilme ve bu takımı yönetme becerisini gösterme de bu yetkinlik ile olur.
İletişim becerisi: Duygusal zekâ için, iyi iletişim kurabilme becerisi, vazgeçilmez unsurlarındandır. Bu iki türlü açıklanabilir. Birincisi insanın kendisini açık ve net olarak ifade edebilme becerisi, diğer taraftan da başkalarını dikkatli dinleme ve ne söylediklerini tam ve doğru olarak anlayabilme becerisidir
Duygusal zekânın bize getirdikleri nelerdir? Duygusal zekâsı yüksek insanlar mesleki anlamda başka insanlar ile iyi iletişim kurabildiklerinden ve yönetme becerisine sahip olduklarından genellikle çok başarılı olurlar.
Günlük hayatta duygusal zekâ insanların iş arkadaşları ve aile bireyleri ile iyi anlaşabilmelerini sağladığı için, kendileri ve çevresindekiler ile ilgili sorunları çabuk çözümlenir.
Duygusal zekâlı insanlar diğer insanları olduğu gibi kabul edip onları dinleyip anladıkları için sevilirler ve arkadaşlık ilişkileri daha güçlü olur.
Genellikle kendileri ile barışık ve kolay memnun olurlar.
Duygusal zekâmız hakkında az çok bilgi edinmek için örnek olarak aşağıdaki soruları kendimize sorabiliriz.
Kendimi ne kadar iyi tanıyorum? Bazı hallerde nasıl ve neden bu şekilde hareket ettiğimi biliyor muyum?
İradem güçlü mü, yoksa duygularımın esiri mi oluyorum?
Kin, nefret, mutluluk, beğeni vb. gibi duygularla nasıl baş edebilirim?
İletişim kurma becerim nasıl?
Kendimi açık ve net olarak ifade edebiliyor muyum? Başka insanları iyi dinleyebiliyor muyum?
Diğer insanlar ile iyi anlaşabiliyor muyum?
Başkalarını motive edebiliyor muyum? Başkalarıyla çalışmaktan zevk alıyor muyum?
Başkalarına fikir verebilir miyim?
Yönetebilme kabiliyetim var mı?
Başkaları tarafından seviliyor muyum?
Başkaları benimle beraber olmaktan keyif alıyorlar mı?
Aranan birimiyim?
Benden fikir istiyorlar mı?
Hayata Dair…
Zeynep Bayrak│11 FEN
Kırık dökük ışıklar yansıtan dumanlı bakışların ardında kalan gamlı hislerin haykırışı, elemi ve sevinci en derininde gizleyen kalbin sesiz çığlıkları, özlemi mavi örtüsüne gizlemiş gökyüzünün aşina görüntüsü veya buruk bir mevsimin gemlerine yakalanan toprağın silinmeyen dokunulmazlığını görüntülemesidir hayat…
Değişimin değiştiremediği zamanın duyulmaz sesine kulak veren, kabına bir türlü sığmayan hayallere gerçeğe dokunabilmeyi öğreten, gönüllere ıstırap ve sevinci zamansız çizen kaderi, sabırla bedenimize ve ruhumuza tattıran hayat; duyguları, hayalleri, anıları başı ve sonu olmayan ömrüne sığdırır. Bazen efsunlu gözlerin derinliklerinde başka bir yaşam kurmaya fırsat verir bazense yanlışın Ummanları düşüncelerde rolünü sahnelerken tecrübenin verdiği cesaretle doğruluğun sahnesine dem vurmayı öğretir.
Umulmazların umulmadığı anlara umut olur hayat… Kimi zaman susuzluğun kol gezdiği dudakları nemlendiren bir su, kimi zamansa saniyelerle anlaşan bir çiçeğin toprağı olur hayat.
Kaderin olumlu ve olumsuz görüntülerinden oluşan ve zamana karşı savaşan kalbin en güvenli yerinde barınan hayat, yaşananları tekrarlanamayacak bir maratonda yaşatır. Acılı neşeler, sevinçli matemler ve gamlı zamanlardır bazen zıtlaşamadığımız. Çünkü hayattır yaşadığımız…
Zeynep Bayrak│11 FEN
Kırık dökük ışıklar yansıtan dumanlı bakışların ardında kalan gamlı hislerin haykırışı, elemi ve sevinci en derininde gizleyen kalbin sesiz çığlıkları, özlemi mavi örtüsüne gizlemiş gökyüzünün aşina görüntüsü veya buruk bir mevsimin gemlerine yakalanan toprağın silinmeyen dokunulmazlığını görüntülemesidir hayat…
Değişimin değiştiremediği zamanın duyulmaz sesine kulak veren, kabına bir türlü sığmayan hayallere gerçeğe dokunabilmeyi öğreten, gönüllere ıstırap ve sevinci zamansız çizen kaderi, sabırla bedenimize ve ruhumuza tattıran hayat; duyguları, hayalleri, anıları başı ve sonu olmayan ömrüne sığdırır. Bazen efsunlu gözlerin derinliklerinde başka bir yaşam kurmaya fırsat verir bazense yanlışın Ummanları düşüncelerde rolünü sahnelerken tecrübenin verdiği cesaretle doğruluğun sahnesine dem vurmayı öğretir.
Umulmazların umulmadığı anlara umut olur hayat… Kimi zaman susuzluğun kol gezdiği dudakları nemlendiren bir su, kimi zamansa saniyelerle anlaşan bir çiçeğin toprağı olur hayat.
Kaderin olumlu ve olumsuz görüntülerinden oluşan ve zamana karşı savaşan kalbin en güvenli yerinde barınan hayat, yaşananları tekrarlanamayacak bir maratonda yaşatır. Acılı neşeler, sevinçli matemler ve gamlı zamanlardır bazen zıtlaşamadığımız. Çünkü hayattır yaşadığımız…
Meslek Lisesi Memleket Meselesi
Ersen Işık│Mobilya ve Dekorasyon Öğrt.
Ersen Işık│Mobilya ve Dekorasyon Öğrt.
Mesleki ve teknik eğitimin içine itildiği durum, kalkınmanın, gelişmiş bir ülke olabilmenin yapı taşlarından biri olan sanayi ve teknolojik gelişmenin ihtiyacı olan kalifiye ara personel yetiştirmeyi baltalamaktadır. Avrupa’da sanayi devrimiyle birlikte teknik personele olan ihtiyaç artmış, mesleki okulların sayısı arttırılarak alt yapıları düzenlenmiştir. Çağın gereği olarak sürekli ilerleyen teknolojiye paralel olarak da teknik eleman yetiştirmek önemini sürekli korumuştur. Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi, üretim ve tüketim arasındaki dengeye bağlıdır. Bu da bizi yüksek kalitede üretim yapabilen, teknolojik gelişmelere ayak uyduran, kendi kendine yetebilen bir ülke olmayı gerekli kılıyor. Bu sistemin en önemli parçasını oluşturan teknik kesimin yetiştirilmesi öne kazanmaktadır. Batılı ülkelere baktığımızda birey daha çocukluk yıllarında ilgi yetenekleri doğrultusunda yönlendirilerek en uygu mesleği ne doğru ilerlemekte başarı ile kendisi ve ülkesi için en verimli hale gelmektedir. Biz de ise durum biraz farklıdır. Bir insan çok önemli olan meslek seçimi plansız ve sistemsiz bir şekilde yapılarak yüksek düzeyde iş gücü kaybı yaratılmaktadır. Ülkemizin gelişmekte olan bir ülke olduğunu düşünürsek her gün yeni sanayi atılımları yapıldığı görürüz. Bu kuruluşların dünya pazarı ile rekabet edilebilmesi için Toplam Kalite Kriterlerini tam anlamıyla uygulaması gerekmektedir. Bunun için çalışan tüm personelin işinin uzmanı olması gerekir. Aksi taktirde ekonominin yabancı sermayenin eline geçmesi kaçınılmaz olur. Buradan üretimin merkezinde yer alan teknik elemanın kapasitesinin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Bir meslek lisesi öğrencisinin devlete maliyetinin 1500–2000 YTL olduğunu düşünürsek buraya gelen öğrencilerimizin amaçlarının olmaması veya yetenekleri doğrultusunda öğrencilerin yönlendirilmemiş olmasının faturasının ne kadar ağır olduğu görülmektedir. Bu arada her geçen gün büyüyen, telafisi gittikçe zorlaşacak olan kalifiye eleman ihtiyacı ülke ekonomisi için sıkıntı yaratacaktır.
Mesleki ve teknik eğitimin, Yüksek öğrenim önünde eğitimde eşitlik ilkesi ile çelişen engellerin olması, yüksek öğrenimin bir iş kapısı olarak görülmesi, mesleki eğitime olan talebi azaltmıştır. Mesleki ve teknik eğitimin amacı kamu ve özel kuruluşların ihtiyacı olan kalifiye ara personeli yetiştirmek olsa da, bilgisayar bölümünü bitiren bir kişinin bilgisayar mühendisi olasında hiçbir engel in olmaması gerektiğini düşünüyorum. Kanun önünde, fırsat eşitliği ilkesi ile çelişen bir düzende kendine güvenen ve hedefleri olan bireyler yetiştirmek ne kadar mümkün olur?
Mesleki ve teknik eğitimin, Yüksek öğrenim önünde eğitimde eşitlik ilkesi ile çelişen engellerin olması, yüksek öğrenimin bir iş kapısı olarak görülmesi, mesleki eğitime olan talebi azaltmıştır. Mesleki ve teknik eğitimin amacı kamu ve özel kuruluşların ihtiyacı olan kalifiye ara personeli yetiştirmek olsa da, bilgisayar bölümünü bitiren bir kişinin bilgisayar mühendisi olasında hiçbir engel in olmaması gerektiğini düşünüyorum. Kanun önünde, fırsat eşitliği ilkesi ile çelişen bir düzende kendine güvenen ve hedefleri olan bireyler yetiştirmek ne kadar mümkün olur?
Öğrencilerimizin hepsinin yüksek öğrenim görmesini isteriz, fakat günümüz şartlarında üniversitelerimizi bitiren işsizler ordusuna katılmasını da istemeyiz. Ülkemiz genç nüfusu yoğun bir ülkedir ki bu potansiyeli doğru yönlendirerek ülkenin kalkınması için kullanmak gereklidir.
Üniversite mezunu gençlerimiz harcadıkları emek ve zamanın karşılığı olarak işsizlik bunalımları ile karşı karşıya kalmaları toplumun eğitime olan inancını köreltmektedir.
Biz eğitimciler; kendi ayakları üzerinde durabilen, üreten e sorumluluk taşıyabilen bir nesil yetiştirmeliyiz. Emperyalist düşüncenin, kısır çekişmelerin, siyasi ideolojilerin kıskacında gençliği kaderine terk etmek ülkenin geleceğini karanlığa mahkum etmek demektir. Eğitimde yapıla hataların bedelini yıllar sonra bu ülkeyi emanet edeceklerimiz ödeyecektir.
Ulu Önder Atatürk’ün dediği gibi; “Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferler ile taçlandırılmaz ise payidar olamaz.” Biz ekonomik bağımsızlığımızı elimizde tutmazsak çok büyük zorluklar ile aldığımız ülkemizi, sömürgeciliği yaşam felsefesi edinmiş ülkelere teslim etmiş oluruz.
Eğer gelecek nesil bizim eserimiz olacaksa gençliğimizi kendine güvenen, mücadeleci, çalışmaktan yılmayan, ülkesini seven ve sahip çıkan ve hedefleri olan bireyler olarak yetiştirmek mücadelesi içerisinde olmak zorundayız.
Tam bağımsız bir Türkiye için mesleki ve teknik eğitime gereken önemin verilmesi dileğiyle.
Biz eğitimciler; kendi ayakları üzerinde durabilen, üreten e sorumluluk taşıyabilen bir nesil yetiştirmeliyiz. Emperyalist düşüncenin, kısır çekişmelerin, siyasi ideolojilerin kıskacında gençliği kaderine terk etmek ülkenin geleceğini karanlığa mahkum etmek demektir. Eğitimde yapıla hataların bedelini yıllar sonra bu ülkeyi emanet edeceklerimiz ödeyecektir.
Ulu Önder Atatürk’ün dediği gibi; “Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferler ile taçlandırılmaz ise payidar olamaz.” Biz ekonomik bağımsızlığımızı elimizde tutmazsak çok büyük zorluklar ile aldığımız ülkemizi, sömürgeciliği yaşam felsefesi edinmiş ülkelere teslim etmiş oluruz.
Eğer gelecek nesil bizim eserimiz olacaksa gençliğimizi kendine güvenen, mücadeleci, çalışmaktan yılmayan, ülkesini seven ve sahip çıkan ve hedefleri olan bireyler olarak yetiştirmek mücadelesi içerisinde olmak zorundayız.
Tam bağımsız bir Türkiye için mesleki ve teknik eğitime gereken önemin verilmesi dileğiyle.
Futbol Turnuvası
Sait Küçük│11 TM A
Okulumuzun öğrencileri arasında yapılan futbol turnuvası güzel görüntülere sahne oldu…18 takımın katılmış olduğu turnuvada maçlar okulun bahçesinde minyatür kalelerde oynandı. Elemeli olarak yapılan maçlar bir devre 20dk olmak üzere 40dk üzerinden oynandı.
Turnuvada en çok gol atan isim attığı 8 golle Yoksa da Tek 11 TM A takımından Sait Küçük oldu. 7 golle ikinci sırayı M.İ. G.A. M.U. S takımından Mustafa Kaya oldu.
Turnuvada M.İ. G.A. M.U. S ile 11 mobilya takımları arasında oynana maçta 11 Mobilya takımının oyuncuları son derece sert futbolla dikkat çekti. Turnuvada tek kırmızı kart da bu takımda oynayan Haci Çınar’a çıktı.
Bütün maçlarında sakin tavırlarıyla herkesin beğenisini kazanan ve yarı finalde elenen Krallar Resitali takımı turnuvanın en centilmen takımı oldu.
Final maçında Yoksa da Tek TM A ile M.İ. G.A. M.U. S karşı karşıya geldi. Sakin bir şekilde geçen final maçı İbrahim İstanbullu’nun güzel golüyle canlandı. Daha sonra M.İ. G.A. M.U. S Abdullah Yıldırım’ın gölüne engel olamayınca maç berabere bitti. Bu arada Mevlüt Gümüşoğlu’nun kaçırdığı penaltıyı da unutmamak gerekir. Uzatmalarda gol sesi duyulmayınca Hakem Okulumuz Beden Eğitimi Öğretmeni İbrahim Uyumaz seri penaltılara geçilmesini istedi. Penaltılarda rakibini 6-5 mağlup eden Yoksa da Tek TM A, turnuvanın birincisi oldu. Kupa Okul Müdürü Rüstam Şahin tarafından verildi.
Bu turnuvanın olmasında ve sevgi ortamı içinde sona ermesinde büyük emeği olan Beden Eğitimi Öğretmenimiz İbrahim Uyumaz’a teşekkür ederiz.
Sait Küçük│11 TM A
Okulumuzun öğrencileri arasında yapılan futbol turnuvası güzel görüntülere sahne oldu…18 takımın katılmış olduğu turnuvada maçlar okulun bahçesinde minyatür kalelerde oynandı. Elemeli olarak yapılan maçlar bir devre 20dk olmak üzere 40dk üzerinden oynandı.
Turnuvada en çok gol atan isim attığı 8 golle Yoksa da Tek 11 TM A takımından Sait Küçük oldu. 7 golle ikinci sırayı M.İ. G.A. M.U. S takımından Mustafa Kaya oldu.
Turnuvada M.İ. G.A. M.U. S ile 11 mobilya takımları arasında oynana maçta 11 Mobilya takımının oyuncuları son derece sert futbolla dikkat çekti. Turnuvada tek kırmızı kart da bu takımda oynayan Haci Çınar’a çıktı.
Bütün maçlarında sakin tavırlarıyla herkesin beğenisini kazanan ve yarı finalde elenen Krallar Resitali takımı turnuvanın en centilmen takımı oldu.
Final maçında Yoksa da Tek TM A ile M.İ. G.A. M.U. S karşı karşıya geldi. Sakin bir şekilde geçen final maçı İbrahim İstanbullu’nun güzel golüyle canlandı. Daha sonra M.İ. G.A. M.U. S Abdullah Yıldırım’ın gölüne engel olamayınca maç berabere bitti. Bu arada Mevlüt Gümüşoğlu’nun kaçırdığı penaltıyı da unutmamak gerekir. Uzatmalarda gol sesi duyulmayınca Hakem Okulumuz Beden Eğitimi Öğretmeni İbrahim Uyumaz seri penaltılara geçilmesini istedi. Penaltılarda rakibini 6-5 mağlup eden Yoksa da Tek TM A, turnuvanın birincisi oldu. Kupa Okul Müdürü Rüstam Şahin tarafından verildi.
Bu turnuvanın olmasında ve sevgi ortamı içinde sona ermesinde büyük emeği olan Beden Eğitimi Öğretmenimiz İbrahim Uyumaz’a teşekkür ederiz.
Masa Tenisi Turnuvası
Sait Küçük│11 TM A
26 Ocak 2007 ile 28 Şubat 2007 tarihleri arasında yapılan masa tenisi turnuvasına 26 öğrenci katıldı. Birnciliği 11 TM B sınıfında Ekrem Özgüler alırken ikincilik 11 TM A sınıfından Sait Küçük’te kaldı.
Elemelerde rakiplerini yenen Sait Küçük, Ekrem Özgüler, Muhammet Aktaş,Lokman Küçük, Osman Demir, İbrahim İstanbullu, Uğur Keleş adlarını çeyrek finale yazdırdı.
Çeyrek Finalde:
Sait Küçük – Muhammet Aktaş
Lokman Küçük – Osman Demir
Ekrem özgüler – Uğur Keleş
İbrahim İstanbullu – Bay Eşleşti
Yarı Finalde:
Sait Küçük – Lokman Küçük
Ekrem Özgüler – İbrahim İstanbullu
Karşı karşıya geldi.
Final maçında eşleşen Sait Küçük ile Ekrem Özgüler birbirlerine üstünlük sağlamak için mücadele ettiler. Okulun bahçesinde yapılan maçta Ekrem Özgüler rakibini 3-1 yenerek birinci oldu.
Sait Küçük│11 TM A
26 Ocak 2007 ile 28 Şubat 2007 tarihleri arasında yapılan masa tenisi turnuvasına 26 öğrenci katıldı. Birnciliği 11 TM B sınıfında Ekrem Özgüler alırken ikincilik 11 TM A sınıfından Sait Küçük’te kaldı.
Elemelerde rakiplerini yenen Sait Küçük, Ekrem Özgüler, Muhammet Aktaş,Lokman Küçük, Osman Demir, İbrahim İstanbullu, Uğur Keleş adlarını çeyrek finale yazdırdı.
Çeyrek Finalde:
Sait Küçük – Muhammet Aktaş
Lokman Küçük – Osman Demir
Ekrem özgüler – Uğur Keleş
İbrahim İstanbullu – Bay Eşleşti
Yarı Finalde:
Sait Küçük – Lokman Küçük
Ekrem Özgüler – İbrahim İstanbullu
Karşı karşıya geldi.
Final maçında eşleşen Sait Küçük ile Ekrem Özgüler birbirlerine üstünlük sağlamak için mücadele ettiler. Okulun bahçesinde yapılan maçta Ekrem Özgüler rakibini 3-1 yenerek birinci oldu.
Üniversite sınavları için yeni model
Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) haziran ayında açıkladığı raporun son şekli, önceki gün Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e sunuldu. Raporun son şeklinde de üniversite seçme ve yerleştirme sistemine ilişkin olarak geliştirilen yeni model korundu. Bu modelde, tüm lise mezunu öğrencileri “Ortaöğretimi Bitirme Sınavı”na girecek. Bu sınavın ardından gerekli şartları taşıyanlar sınavsız geçişle 2 yıllık yüksekokullara yerleşebilecek. Şu andaki sistemde de uygulanan sınavsız geçiş ile özel yetenek sınavının dışında öğrenciler, 2 yıllık önlisans ve 4 yıllık lisans programlarına girmek için iki ayrı sınav türünde yarışmak zorunda. Öğrenciler önce baraj puanı uygulaması olmayan Temel Düzey Seçme Sınavı’na (TDSS) girecek. Öğrenciler TDSS puanlarına paralel olarak YÖK’ün belirlediği 2 yıllık meslek yüksekokulları ile bazı 4 yıllık lisans programlarına başvuracak, ÖSYM de adaylar arasında yerleştirme yapacak. Üniversitelerin tıp, mühendislik, hukuk gibi bölümlerinde eğitim almak isteyen öğrenciler ise Ders Düzeyi Seçme Sınavı’na (DDSS) girmek zorunda. DDSS, haziranın ikinci yarısında, 4 aşamada gerçekleştirilecek. Karmaşık gibi görünen bu sistemin dershane gereksinmesini artırmayacağı, öğrenciler daha az alandan sorumlu olacağı için sınava gireceklerin sayısının azalacağı raporda özellikle vurgulandı.
2007-ÖSS için başvurular başladı
Özlem Erdem│9 A
Özlem Erdem│9 A
ÖĞRENCİ Seçme Sınavı (ÖSS) ile meslek yüksekokullarına sınavsız geçiş için başvurular başladı. 2007-ÖSS’ye, lise son sınıf öğrencileri, lise son sınıfta beklemeli durumda olanlar, ortaöğretim kurumlarının dışardan bitirme sınavına girenler, lise mezunları ve ortaöğretimlerini yabancı ülkelerde yapanlar başvurabilecek.
Ayrıca durumları bu şartlardan birine uyan yabancı uyruklu ve uyruksuz adaylar da başvuruda bulunabilecekler. Ancak bu adaylar, ÖSS puanlarına göre 2007-ÖSYS Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu’nda yer alacak yükseköğretim programlarına yerleştirilemeyecek. Lise son sınıfta okuyan öğrenciler, okullarının bağlı olduğu başvuru merkezlerinden, mezun durumda olanlar istedikleri herhangi bir başvuru merkezinden, içinde 2007 ÖSYS Aday Bilgi Formu da bulunan 2007-ÖSYS Kılavuzu’nu 2 YTL karşılığında alabilecekler.
Tiyatro Kulübü Bu Yıl da Ayakta Alkışlanacak
Kübra Toprak│11 SOS A
Tiyatro kulübümüzün bu yıl hazırlamakta olduğu oyun, Turgut Özakman’ın kaleme aldığı “Resimli Osmanlı Tarihi”dir. Oyun iki perdeden oluşan bir komedidir.
Oyun 1960’lı yıllarda yaşayan “Vakıf” adında bir memurun günün birinde hayallere dalıp geçmişe 1870’li yıllara yani Osmanlı Devleti’nin son dönemine gitmesiyle başlar. Vakıf tarihe meraklı bir memurdur ve ülkenin gidişatını değiştirebileceğini düşünmektedir. Elindeki, gelecekten getirdiği “Resimli Osmanlı Tarihi” adlı kitabını paşalara gösterir ama hiç kimse Vakıf’a inanmaz. Sürekli dışlanır kahramanımız. Deli muamelesi görür. Yalancılıkla suçlanır. Vakıf sabah uyandığında her şeyin bir rüya olduğunu anlar ve eski yaşamına geri döner.
Bu oyunun geçen yıl oynanan oyundan oldukça ilginç bir farkı var. Oda idarecilerimizden, öğretmenlerimizden ve okulumuzdaki görevli personelimizden oyunda rol alanlar var. Oyun hakkında kendisinden bilgi aldığımız Tiyatro Kulübü Rehber Öğretmeni Mustafa Othan’ın deyişiyle; “ Konu Osmanlı Devleti olunca, birde içerisinde pehlivan padişah rolü olunca, Rüstem Paşa’mız olmadan olmaz.”
Hazırlık aşamasında olan “Resimli Osmanlı Tarihi” oyunu 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nın olduğu hafta sahnelenecek.
Kübra Toprak│11 SOS A
Tiyatro kulübümüzün bu yıl hazırlamakta olduğu oyun, Turgut Özakman’ın kaleme aldığı “Resimli Osmanlı Tarihi”dir. Oyun iki perdeden oluşan bir komedidir.
Oyun 1960’lı yıllarda yaşayan “Vakıf” adında bir memurun günün birinde hayallere dalıp geçmişe 1870’li yıllara yani Osmanlı Devleti’nin son dönemine gitmesiyle başlar. Vakıf tarihe meraklı bir memurdur ve ülkenin gidişatını değiştirebileceğini düşünmektedir. Elindeki, gelecekten getirdiği “Resimli Osmanlı Tarihi” adlı kitabını paşalara gösterir ama hiç kimse Vakıf’a inanmaz. Sürekli dışlanır kahramanımız. Deli muamelesi görür. Yalancılıkla suçlanır. Vakıf sabah uyandığında her şeyin bir rüya olduğunu anlar ve eski yaşamına geri döner.
Bu oyunun geçen yıl oynanan oyundan oldukça ilginç bir farkı var. Oda idarecilerimizden, öğretmenlerimizden ve okulumuzdaki görevli personelimizden oyunda rol alanlar var. Oyun hakkında kendisinden bilgi aldığımız Tiyatro Kulübü Rehber Öğretmeni Mustafa Othan’ın deyişiyle; “ Konu Osmanlı Devleti olunca, birde içerisinde pehlivan padişah rolü olunca, Rüstem Paşa’mız olmadan olmaz.”
Hazırlık aşamasında olan “Resimli Osmanlı Tarihi” oyunu 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nın olduğu hafta sahnelenecek.
Bu Adam Nereye Bakıyor
Aytekin Sücü │Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
Sabahın insanı çıldırtan serinliği… Rutin Narlık yolculuklarımın sonlarından birini yaşıyorum. Üzerimde yakında Narlık’tan ayrılacak olmanın hüznü, dolmuştan iniyorum. Yüzümde sabahın ve yolculuğun ekşi fotoğrafı, adımlarımda derse geç kalmış olmanın hızlı ritmi, dudaklarımda, her şeye rağmen, bir nihavent musiki… Okula doğru yol alıyorum. Okulun bahçesinde kimseler görünmüyor, belli ki ders başlamış ve Türkçe sevdalısı öğrencilerim sabırsızlıkla beni bekliyorlar.
Okulun bahçesine yaklaşıyorum. Uzaktan, yere çökmüş dereye bakan bir adamın karartısı görünüyor. Yanına yaklaşıyorum. Okul Müdürü Alpay Bey istifini bozmadan, yirmi yıldır vakit buldukça yaptığı gibi, dereye bakıyor. Suyun çıkardığı hoyrat sese kaptırıp kaybetmiş kendini.
— Günaydın, Alpay Hoca’m!
— Günaydın, Aytekin Bey!
Alpay Hoca devam ediyor dereyi izlemeye… Dere de hiç usanmadan söylüyor hoyrat türkülerini hocama. Derse geçiyorum. Yüklemi sonda bulunmayan ne kadar tümce varsa kuruyorum bir şair devrikliğinde. Okuduğumuz şiirlerin sonuncusuna teneffüs zili eşlik ediyor.
Öğretmenler odası kalabalık olur ilk saat. Çaylar hazır olur masanın üstünde. Herkes ilk saat sendromunu atmış üstünden. Alpay Bey, tekrar dönmek üzere ayrılmış sevdalısı dereden ve onun türkülerinden. Çay içiyoruz, Pelin’e gülüyoruz, Mehmet Hoca’nın yüzlerce kez dinlediğimiz Gemlik anılarını dinliyoruz. Onur ile göz göze gelip Mehmet Hoca’ya çaktırmadan gülümsüyoruz ve okulun son günleri olduğu için bolca tayin muhabbeti ediyoruz.
Çok hazin hayallere dalıyorum okulun her köşesinde o günler. Buradan gitmeyi her şeyden çok isterken, tam ayrılacağım günlerde içimdeki bu hüzne anlam veremiyorum. Öğlen araları şiire sarılıyorum. Camdan dışarı bakıyorum Alpay Hoca’nın etraftaki çiçekleri yetiştirmek için sarf ettiği çabaya ve ardından sevdalısı dereye bakmak için sabırsızca yerini almasına özeniyorum.
Narlık günleri bir film şeridi gibi gelip geçiyor gözlerimin önünden. Bir kareye özellikle takılıyorum. Hayatlarının baharında uzun yolculuklara çıkardığımız üç öğrencimizin masum yüzlerini hatırlıyorum ve onları kaybettiğimiz gün duyduğum acı çığlıklar yankılanıyor kulaklarımda. Gözlerim doluyor.
Son gün gelip çatıyor, karne verme vakti diyor Alpay Bey. Bu yıl da son görevimizi yerine getirelim. Öğrenciler ve öğretmenler bahçede toplanıyorlar. Ben arka sıralarda Narlık’tan gidecek olmanın suçluluğu içinde dinliyorum müdürün yılsonu konuşmasını. Bir an ismimin telaffuz edildiğini fark edip kendime geliyorum. Aytekin Hoca aramızdan ayrılıyor diyor müdür bey. Tam da içimden:”İnşallah çağırmaz oraya” diye düşünürken, beni çağırıyor yanına. Gözlerime ve sesime hâkim olamıyorum. Ne zormuş diyorum buradan gitmek. Kısa ve zor bir veda konuşmasından sonra dağılıyoruz. Bahçede ağlayan çocuklar görüyorum peşimden. Heybetli görünüşümden utanmasam, öğreteceğim onlara ağlamanın nasıl olacağını. Kendimi zor tutuyorum. Bir ömrün bir dereye nasıl teslim olabildiğini gördüğüm bu yerde, teker teker hepsine sarılmak ve hüngür hüngür ağlamak geliyor içimden. Öğretmen dostlarımla vedalaşıp yola koyuluyorum. Okulun bahçesine, öbek öbek çiçeklere, el sallayan çocuklara son kez bakıyorum. İlerliyorum. Bir an durup geriye bakmak geliyor içimden, gördüğüm sahneye gülümsüyorum.
Dere yine bütün hırçınlığıyla akıyor
Ve Alpay Hoca dereye bakıyor.
Okulun bahçesine yaklaşıyorum. Uzaktan, yere çökmüş dereye bakan bir adamın karartısı görünüyor. Yanına yaklaşıyorum. Okul Müdürü Alpay Bey istifini bozmadan, yirmi yıldır vakit buldukça yaptığı gibi, dereye bakıyor. Suyun çıkardığı hoyrat sese kaptırıp kaybetmiş kendini.
— Günaydın, Alpay Hoca’m!
— Günaydın, Aytekin Bey!
Alpay Hoca devam ediyor dereyi izlemeye… Dere de hiç usanmadan söylüyor hoyrat türkülerini hocama. Derse geçiyorum. Yüklemi sonda bulunmayan ne kadar tümce varsa kuruyorum bir şair devrikliğinde. Okuduğumuz şiirlerin sonuncusuna teneffüs zili eşlik ediyor.
Öğretmenler odası kalabalık olur ilk saat. Çaylar hazır olur masanın üstünde. Herkes ilk saat sendromunu atmış üstünden. Alpay Bey, tekrar dönmek üzere ayrılmış sevdalısı dereden ve onun türkülerinden. Çay içiyoruz, Pelin’e gülüyoruz, Mehmet Hoca’nın yüzlerce kez dinlediğimiz Gemlik anılarını dinliyoruz. Onur ile göz göze gelip Mehmet Hoca’ya çaktırmadan gülümsüyoruz ve okulun son günleri olduğu için bolca tayin muhabbeti ediyoruz.
Çok hazin hayallere dalıyorum okulun her köşesinde o günler. Buradan gitmeyi her şeyden çok isterken, tam ayrılacağım günlerde içimdeki bu hüzne anlam veremiyorum. Öğlen araları şiire sarılıyorum. Camdan dışarı bakıyorum Alpay Hoca’nın etraftaki çiçekleri yetiştirmek için sarf ettiği çabaya ve ardından sevdalısı dereye bakmak için sabırsızca yerini almasına özeniyorum.
Narlık günleri bir film şeridi gibi gelip geçiyor gözlerimin önünden. Bir kareye özellikle takılıyorum. Hayatlarının baharında uzun yolculuklara çıkardığımız üç öğrencimizin masum yüzlerini hatırlıyorum ve onları kaybettiğimiz gün duyduğum acı çığlıklar yankılanıyor kulaklarımda. Gözlerim doluyor.
Son gün gelip çatıyor, karne verme vakti diyor Alpay Bey. Bu yıl da son görevimizi yerine getirelim. Öğrenciler ve öğretmenler bahçede toplanıyorlar. Ben arka sıralarda Narlık’tan gidecek olmanın suçluluğu içinde dinliyorum müdürün yılsonu konuşmasını. Bir an ismimin telaffuz edildiğini fark edip kendime geliyorum. Aytekin Hoca aramızdan ayrılıyor diyor müdür bey. Tam da içimden:”İnşallah çağırmaz oraya” diye düşünürken, beni çağırıyor yanına. Gözlerime ve sesime hâkim olamıyorum. Ne zormuş diyorum buradan gitmek. Kısa ve zor bir veda konuşmasından sonra dağılıyoruz. Bahçede ağlayan çocuklar görüyorum peşimden. Heybetli görünüşümden utanmasam, öğreteceğim onlara ağlamanın nasıl olacağını. Kendimi zor tutuyorum. Bir ömrün bir dereye nasıl teslim olabildiğini gördüğüm bu yerde, teker teker hepsine sarılmak ve hüngür hüngür ağlamak geliyor içimden. Öğretmen dostlarımla vedalaşıp yola koyuluyorum. Okulun bahçesine, öbek öbek çiçeklere, el sallayan çocuklara son kez bakıyorum. İlerliyorum. Bir an durup geriye bakmak geliyor içimden, gördüğüm sahneye gülümsüyorum.
Dere yine bütün hırçınlığıyla akıyor
Ve Alpay Hoca dereye bakıyor.