27 Nisan 2006




Ropörtaj




Okul müdürümüz Rüstem Şahin’le gazetemiz adına bir söyleşi yapmaya giderken aklıma farklı bir tarzda bu metni yayına hazırlamak geldi ve öyle de yaptım. Bu konuşmada benim sorularımı göremeyeceksiniz. Sizin için, Müdürümüzün verdiği cevaplardan hangi soruların sorulduğunu anlamak zor olmasa gerek.


Hoş geldiniz. Geçen konuşmamızda söylediğim bir takım sözlerden dolayı, tabiî ki yanlış anlamalar sebebiyle, olumsuz eleştiriler aldım. Bu tür eleştirilere maruz kalacağımı önceden tahmin ediyordum. Söylemese miydim? Girdiği sınavdan başarılı olmayışını son günün akşamı ders çalışmayışına bağlayan öğrenci gibi, ilçemizde bulunan diğer bütün okullar da lise STS sonuçlarının olumsuzluğunu ve geçen senelerde ÖSS’de gösterilen başarının azlığını, sadece lisedeki eğitime bağlıyorlar. Bunun ne kadar yanlış bir şey olduğunu hepimizin görmesine rağmen sadece birimizin dile getirmesi bile ne sitemkâr sözlerin sarf edilmesine muktedir oluyor anlatamam. İlköğretim diploma notu 4,5 ile 5 arası olan bir öğrenci ne ifade ediyor size miyorum ama bize bazen okuma da bile yaşanan ciddi problemleri hatırlatıyor. Sekiz senede kazanılan bir alışkanlığı üç senede yıkmayı omuzluyoruz biz. Karamsarlığa düşerek söylemiyorum bunu, yükün altında daha sağlam durmak için söylüyorum. Peki, başkaları bizim için olumsuz eleştiriler yaparken neyi hedefliyorlar? Onu kestirmek belki zor ama şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim, yükün altında dik tutmaya çabaladığımız ayaklarımıza, kırmak için vurulan balta gibi tesir ediyor söyledikleri. Tekrar söylüyorum tek problemimiz, öğrencilerimizin derse küs olmaları ve çalışarak bir takım şeyleri başaracaklarına inanmayışlarıdır. Bu hastalığa da burada yakalanmıyor, buraya yakalanmış bir şekilde geliyorlar. Bizim okuldan belli başarılara imza atan öğrencilerimize, geldiği yerden her zaman bir sahiplenme görüyoruz. Elbette ki haklarıdır. Emekleridir. Biz de tebriklerimizi sunuyoruz. Başarıda ortağız çünkü. Ama neden bunun tersi olmuyor? Neden bir takım sözlerimden dolayı olmayan sitemi işitiyorum? Bu problemi ancak beraber aşabiliriz.
Evet, ÖSS yaklaştı. Kimin ne yaptığını görüyoruz biz. Sabırla çalışan öğrencilerimiz olduğu gibi, arkadaşıyla bıkmadan tüm gün yapacağı muhabbete geleceğini değişecek öğrencilerimiz de var. Girecekleri sınavdan kimin ne başarı sağlayacağını aşağı yukarı tahmin etmekteyiz. Sizler de biliyorsunuz bu uğurdada büyük bir özveriyle çalışan öğretmen arkadaşlarım var. Tüm bu çalışmalarından dolayı hem öğrenci arkadaşlarıma hem de öğretmen arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Takdir ederim demeliyim. Açtıkları kurslarda
karşılıksız çalışan, hem de çok büyük bir gayretle çalışan öğretmenlerime çok şey borçluyum. Buradaki bulunuş amacımız, hepimizin bulunuş amacı budur, bu olmalıdır. Bu köşede ben olmalıydım, okuldaki falan metre karelik alan aslında benim hakkımdı, bu okulun çatılarını ben yarattım, ben olmasam buranın hiçbir penceresinde cam kalmaz, benden zekisi yok, kahretsin en güzeli benim, tabii bunları kimsenin taktığı yok, sonuç; o zaman yapmam, gider televizyon izlerim siz ozaman anlarsınız benim değerimi, on günlük rapor bunların haklarından gelir, yok yok toplantılarda çığlık atmalıyım... gibi çabalarda yok değil. Yerinde sayanlar, yürüyenlerden daha fazla gürültü ve toz çıkarıyorlar. Ama biz hepsini görüyoruz.

Tavsiye değil de birkaç öğüt verebilirim. Bir ay kala herhangi bir dershaneye gitmeyi kurtuluş kapısı olarak gören öğrencilerim var. Dershaneler son ay hep deneme sınavı yapıyorlar ve sadece sene başından beri kendilerine para akıtan öğrencilerinin eksikleriyle uğraşıyorlar veya uğraşabiliyorlar. Bu tür isteği olan öğrencilerime dershaneye gitmemelerinin daha iyi olacağını söylemek isterim. Okulumuzdaki kurslar zaten aynısını yapacaklarını bana söylediler. Bu çalışmanın dershanelerden daha fazla faydalı olacağına inanıyorum. Paniklemeyin, sabırlı olun. Kendinizi psikolojik olarak sınava hazırlayın. Başarısızlığınız ne sonunuz olacak, ne de başarınız kurtuluşunuz.
Her yıl Türkiye genelinde, Türkiye Felsefe Kurumu’nun düzenlediği felsefe olimpiyatlarına başvurular, Mart’ın ilk haftası yapılır. Mart’ın ikinci haftası (Pazar günü) ise olimpiyat 9 ayrı merkezde gerçekleştirilir. Yarışmada öğrencilere çeşitli filozoflardan üç alıntı verilir. Bunlardan, seçtikleri biri üzerinde bir felsefi deneme yazmaları istenir. Süre dört saattir. Sorular Türkiye Felsefe Kurumu derneğince hazırlanır. Okulumuz 11 SOS A sınıfı öğrencilerinden Muhammet Şahin, Felsefe Öğretmenimiz Mustafa Othan’ın tavsiyesi üzerine olimpiyatlara katıldı.
Samsun’da yapıldı.
Açıklandı. İlk üçte yokuz. Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı İoanna Kuçuradi imzali okulumuz adına düzenlenmiş bir katılım sertifikası aldık. Felsefe olimpiyatlarına katılan öğrencimiz de farklı ortamlar tanıdı. Hazırlayan öğretmenime ve katılan öğrencime çok teşekkür ederim.
Oldukça güzel oldu. Kısaydı diye yapılan sitemlere bakılırsa izleyenler de beğenmiş. İlçemizde yapılan 19 Mayıs etkinliklerinde, en kalabalık okul olduğumuzdan, faaliyetlerin çoğu bize veriliyor. Hakkıyla görevimizi yerine getirdiğimize inanıyorum. Görev alan öğretmen ve öğrenci arkadaşlarıma müteşekkirim.
Bu sayının birkaç sayı hacminde olacağını biliyorum. Gazeteyi hazırlayan arkadaşlarımın aynı zamanda hafta içi ve hafta sonu kurslarında da çalışıyor olması gecikmeleri sevimsiz göstermiyor bana. Ayrıca çok güzel çalışmalar çıkıyor ortaya. Öğrencilerimiz yeteneklerini sergiliyorlar. Öğretmen arkadaşlarımın fikirlerine tercüman oluyor. Yaptığımız etkinlikler yazıya geçiyor. Bunlar güzel şeyler.


Ben teşekkür ederim.







KPSS başvuruları bütün yoğunluğuyla devam ediyor

Sevenay Özcü│11 SOS A

Bu yıl, kamu personeli seçme sınavı kayıtlarının da ÖSS gibi internet ortamında yapılmasına karar verildi. ÖSS kadar yoğun olmasına rağmen tüm ilçelerde kayıt bürosu açılmadı. Artvin’de; il merkezinde, Şavşat’ta, Hopa’da ve Yusufeli’nde açıldı. ÖSS kayıtlarında işlemlerin hatasız bir şekilde başarıyla yapılması, ilden okulumuza böyle bir teklifin yapılmasına sebep olmuştur. Eksik müdür yardımcılığı kadrosuna rağmen teklif, Okul Müdürümüz Rüstem Şahin tarafından kabul edilmiştir. Kayıt işlemlerini okulumuzda Müdür Yardımcısı Mustafa Genç yapmaktadır. İşlemlerin yoğunluğunun ÖSS kayıtları kadar yoğunluk getirmesi, neredeyse okulda yapılan her çalışmada kendisini aktif rolde gördüğümüz Mustafa Genç Hocamıza olan derin görme özlemimizi artan bir şekilde devam ettiriyor. Hocamızın muhabbetine vuslatımız bahara da kalmadı■






Lise birinci sınıflara okul değiştirme imkânı

Ahmet Kasa│11 SOS A




Milli eğitim Bakanlığı’nın yeni genelgesine göre 9. sınıfı bitirecek öğrenciler yılsonunda isterlerse liselerini değiştirebilecekler.
Bu yıl liselerin 9. sınıfını bitirecek öğrenciler 10. sınıfa meslek liselerinden devam edebilecekleri gibi, meslek liselerinin 9. sınıfını bitirecek öğrenciler de 10. sınıfa genel liselerden devam edebilecek. Kararla, mesleki ve teknik lise mezunları, bir yıl çıraklık eğitimine gitmeden diplomayla birlikte ‘iş yeri açma belgesi’ alabilecek.
Bu sene liseler 4 yıllık eğitime geçerken ortak sınıf olan 9. sınıflardan meslek liselerinin 10. sınıfına nasıl geçileceği ile mesleki ve teknik lise mezunlarına verilecek işyeri açma belgesine dair esaslar, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in yayınladığı iki genelgeyle belli oldu. Buna göre 9. sınıfta işlenen ‘Tanıtım ve Yönlendirme’ dersinde öğrencilerin kabiliyetine uygun bir liseye gitmesi sağlanacak. Öğrencilere özellikle mesleki eğitimin önemi anlatılarak bu alana yönelmeleri teşvik edilecek. Halen liselerin 9. sınıfında okuyan öğrencilerin 10. sınıftan itibaren yönelebilecekleri alanı belirlemek ve yöneltme tavsiyesinde bulunmak amacıyla öğrenci ve velisinin tercihleri doğrultusunda öğretmenler tarafından bir ‘Alana Yöneltme Tavsiye Formu’ düzenlenecek. Puan haline getirilecek bu form öğrenciler elektronik, bilgisayar, makine gibi alanları tercih ederken etkili olacak. Öğrenciler öğrenim gördüğü okul bünyesinde eğitimi yapılan veya başka bir mesleki teknik lisede bulunan alanları tercih edebilecek. Alana yerleştirme, 9. sınıf yılsonu
başarı ortalaması yüzde 50, ilköğretim okulu diploma notu yüzde 30, Alana Yöneltme Tavsiye Formu’nda tercih edilen alan için belirlenen değerlendirme notu yüzde 20 oranında
etki ettirilerek yapılacak sıralamaya göre yapılacak.
Liselerin 10. sınıfına geçen öğrencilerden mesleki ve teknik liselere devam etmek isteyenler, haziran sonundan 1 Eylül 2006 gününe kadar tercihlerini belirlemek üzere okul müdürlerine başvuracak. Genel liseler için alan seçimi ise yeni ders yılının başlamasına kadar devam edecek. Genel lise, meslek lisesi ve Anadolu türü program uygulayan liselerdeki öğrencilere, teknik liseye başvuru hakkı verilirken, öğrencilerin dil ve anlatım, matematik, fizik ve kimya derslerinin yıl sonu başarı ortalamasının en az 3 olması gerekecek. Teknik liseler, hem akademik hem de mesleki eğitim veriliyor, ayrıca liselerin fen koluna denk geliyor.
Mesleki liseye iş yeri açma belgesi Ortaöğretimde eğitim-öğretim süresinin 4 yıla çıkarılması kapsamında tüm meslek lisesi mezunlarına işyeri açma belgesi doğrudan verilecek. Yeni mezun olacaklar denklik belgesini diplomalarıyla birlikte alacaklar. 2005-2006 eğitim-öğretim yılından önce mezun olup işyeri açma belgesi alamayanlar da isterlerse mezun oldukları okul müdürlüğüne başvurarak belgelerini alabilecek■




STS SONUÇLARINI DOĞRU OKUMAK

Tamer Yıldırım│Kimya Öğretmeni



Eğitim-öğretim kurumlarında öğrenmenin hangi düzeyde gerçekleştiğini görmenin en iyi yolu, ölçme ve değerlendirmedir. Okullarımızda ölçme değerlendirme sınavları her dersten, dersin öğretmeni tarafından yapılmaktadır. Yalnız bu sınavlar öğretmenden öğretmene ve okuldan okula değişiklik gösteriyor. Bunun bir standardını yakalamak adına ve öğrencilerin kendi bölgelerinde diğer öğrencilere göre seviyelerinin ne durumda olduğunu görmek için ilimizde Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından her dönem ortak bir sınav olan başarı değerlendirme sınavı (STS) yapılmaktadır.
İlimiz adına, yerinde iyi bir uygulamadır. Ancak her sınav sonuçları açıklandığında, kamuoyunda sonuçlar çeşitli şekillerde değerlendirilmekte, kimi okul ve öğrenciler başarılı kimileri de başarısız ilan edilmektedir. Yapılan sınavlarda en az ölçme kadar değerlendirme de önem arz etmektedir. Yerinde analizler yapılarak eksiklikler görülmelidir. Amacımız STS sonuçlarının nasıl değerlendirilmesi hakkındaki görüşlerimizi siz okuyucularımızla paylaşmaktır. Öncelikle sonuçlar “nasıl değerlendirilirse hata yapılmış olur” sorusuna cevap verelim.
Birincisi eğitim-öğretimin aynı şartlarda olmayan(öğretmen sayısı yeterliliği, öğrenci kapasitesi, eğitim materyalleri, ailelerin sosyoekonomik farklılıkları… gibi) kurumları birbiri ile kıyaslayıp başarılı kurum veya başarısız kurum ilan etmek. Örneğin öğrenci sayısı ve öğretmen kadrosu fazla olan bir okul ile bu şartlardan yoksun başka bir okulu kıyaslayıp ‘A okulundan ilk 100 e şu kadar öğrenci girdi, diğerleri bu sayıya yaklaşamadı, diğerleri başarısızdır,’ şeklinde değerlendirmek. Her eğitimli kişinin yapabileceği doğru orantı bağıntısı ile konuya yaklaşırsak, 300 kişinin sınava girdiği bir okulun 30 öğrencisi, ilk 100 e girdi diye 50 kişinin sınava girdiği bir okuldan aynı sayıda öğrencinin ilk 100 e girmesini beklersek bahsettiğimiz hataya düşmüş oluruz.
Diğer bir hatalı değerlendirme örneği ise, bir okulda öğrenci genelinde aynı başarı söz konusu değilken bir öğrencinin derece yapmasıyla o okulun başarılı ilan edilmesidir.
Özellikle ilçemizde sıkça düşülen hatalı bir değerlendirme de ilköğretim kurumları ile ortaöğretim kurumlarını kıyaslamaktır. Bilindiği gibi ilköğretim son sınıfta eleme sınavı yapılarak başarı seviyesi yüksek öğrenciler Fen ve Anadolu Liseleri gibi farklı ortaöğretim kurumlarına gitmektedir. Henüz bu başarılı öğrencileri bünyesinde barındıran ilköğretim okulları ile bu öğrencilerden yoksun, eleme sınavını geçemeyen öğrencileri bünyesinde barındıran orta öğretim kurumlarının ilk 100 e girme başarısı gösteren öğrenci sayılarını kıyaslamak pekte adil olmayacaktır. İl genelinde ilk 100 e giren ilköğretim öğrencilerinin ilçemizden farklı liselere gittiğini düşünürsek, ilçemizdeki liselerde ilk 100 e giren her öğrenci büyük bir başarının göstergesi olmalıdır.
Bunlara ek olarak başarıyı kurum olarak sahiplenip başarısızlığı öğrencilere mal etmekte yine hatalı bir değerlendirmedir. Herhangi bir okulun dereceye giren öğrencileri ile övünürken sıralamada sonlara kalan öğrencileri görmemesi bardağın boş kısmını görmemesidir.
Değerlendirmede asıl yapılması gereken, okulların birbiri ile değil, kendilerinin önceki STS sonuçları ile kıyaslamaktır. Önceki sınavlara göre öğrencilerin başarı sıralamasında genel bir artış olup olmadığını, derslere göre başarı ortalamasının artıp artmadığını ve öğrencilerin hangi alanlarda eksik olduğunu tespit edip, daha da özele giderek tek tek öğrencilerin başarı gelişimlerinin değerlendirilmesi ve bu konuda yapılması gerekenlerin belirlenmesi tek yapılması gerekendir kanaatindeyiz.
Kurumları ve öğretmenleri değerlendirirken, branşlar bazında sınıfların ve okulların ayrı ayrı ortalamalarını tespit edip bu ortalamaların bölgedeki dengi okullara göre sıralamasının ne durumda olduğuna bakmalıyız.
Bütün bunlar yapılırken öğrenciler, öğretmenler ve okullar gereksiz bir yarışın içine sokulmamalı, ödüllendirme ve cezalandırmada, insan psikolojisi göz ardı edilmemelidir. Bu sınavı gereğinden fazla büyütüp öğrenciler arasında gereksiz bir rekabet ortamı yaratmamalıyız. Dostluk ve arkadaşlık sevgisi henüz yeni oluşmaya başlayan küçük ve genç beyinlerin dünyasına stres, kıskançlık ve bencillik yüklememeliyiz. Kaş yapayım derken göz çıkarmamalı, dereceye giren başarılı öğrenciler yetiştireyim derken asosyal, psikolojisi bozuk, yalnızca başarıya odaklanan mekanik beyinler yetiştirmemeliyiz.
Son sözümüz öğrencilere;
öğrenmeyi isteyin, öğrenmeyi öğrenin, öğrenmek için çalışın ve öğrenin, başarı kendiliğinden gelecektir.




VERİMLİ DERS ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ


Ali Kemal Gülcemal│ Kor. Rehber Öğretmen


Ana, baba ve öğretmenlerin, öğrenciden genel beklentisi, onların "derslerine çok çalışıp, başarılı olmaları" yönündedir. Beklenti böyle olunca başarısızlığın nedeni, "yeterince çalışma-mak" olarak görülmekte ve öğrenciden sürekli daha çok çalışması istenmektedir. Oysa gerekli olan "Bilinçsizce çok çalışmak" değil; verimli ders çalışma yollarını iyi bilerek ve bunlardan gereğince yararlanarak etkili çalışmaktır.
Birden çok iş ya da ders üzerinde aynı günde çalışmanız gerektiğinde hangisinden işe başlayacağınızı bilemediğiniz ya da çalışmaya başlamak için karar veremediğiniz anlar oluyor mu? Bu soruya yanıtınız "evet" ise, sizin planlı çalışmayı bilmediğinizi kolayca söyleyebiliriz. Bu tür bir durumla, yani aynı zamanda birden çok dersi çalışmayla yüz yüze geldiğinizde, derslerden her birinin üzerinizde yarattığı ruhsal baskı, bunlardan herhangi birine kendinizi tümüyle vermenizi engelleyerek ve verimsiz biçimde işlerden birini bırakıp ötekine atılmanıza neden olacaktır.
Bu tür kararsızlık ve karışıklık ancak hangi dersi ne zaman yapacağınızı belirli bir sıraya koymakla yani "Karar Vermekle" ortadan kalkar. İşte çalışmada plan; "nasıl", "ne zaman" ve "nerede" çalışacağınıza karar vermek demektir.
Plan yapmak bizim ders çalışırken işimizi kolaylaştırır. Hem zamanı iyi kullanmış oluruz hem daha etkili çalışabiliriz. Hangi gün hangi dersi çalışacağım, saat kaçla kaç arası (saat dilimi) çalışacağım ve hangi dersleri çalışacağım. Bunların hepsinin hazırlanacak ders planın da yer alması gerekir. Ders çalışma planı bir öğrencinin yol haritasıdır. Bu yüzden haritasız yola çıkarsanız, yönünüzü kaybedebilirsiniz.

Çalışma etkinliğini planlarken şu formülü yaratmak faydalı olacaktır.

5 N FORMÜLÜ:

Neyi öğreniyorum (KONU)
Niçin öğreniyorum (AMAÇ)
Nasıl öğreneceğim (YÖNTEM)
Neler öğreneceğim (KAYNAK VE ARAÇLAR)
Ne kadar öğreneceğim (DEĞERLENDİRME)
Plan yaparken de şunlara dikkat etmeliyiz

— İdeal program yerine uygulayabileceğiniz bir program hazırlamanız daha mantıklı olacaktır.
— Ağır bir program yerine esnek bir program hazırlamalısınız.
— 2 sözel ya da 2 sayısal ders peş peşe çalışmamalısınız
— Bir konuya aynı zamanda ve aynı metotla sadece 1 saat çalışmalısınız. Eğer bir konuyu bir oturuşta bitirmek zorundaysanız, çalışma metodunu değiştirmelisiniz. Mesela bir saat ders çalıştıysanız, bir saat test çözün… ilk 30 dakikadan sonra öğrenme veriminiz düşmeye başlar.

— Eğer 4–5 saat sonra hala aynı konuya aynı metotla çalışıyorsanız, fazla verim alamıyorsunuz demektir.
— Uyumadan önce yapacağınız tekrarlar bilgilerin hafıza da daha çok kalmasını sağlar.
— En verimli ders çalışma saatleri kişiden kişiye değişse de genel olarak sabah 8–12 arası, öğleden sonra 16–18 arası, akşam ise 20–23 arasıdır.
— Zihinsel ve bedensel olarak en dinç olduğunuz saatlerde, zorlandığınız derslere çalışın.
— Uykunuzu tam alırsanız, daha verimli ders çalışabilirsiniz. Çalışma ve dinlenme vakitleri günün aynı saatinde olmalı.
— Çalışma ortamı sabit ve sade olmalı.
— Bu çalışmalar zorunluluk değil sorumluluk olarak algılanmalı.
— Ders çalışmadan sosyal aktivitelere başlamayınız, sosyal aktiviteleri (gezmek, futbol oynamak…) kendinize ders çalışma programından sonra ödül olarak verebilirsiniz.
— Ders çalışırken, eksik olduğunuzu hissettiğiniz konulara öncelik veriniz. Bildiğiniz konuları tekrar tekrar okuyarak zaman kaybetmeyin. Bildiğiniz konuları soru çözerek pekiştiriniz.






Adem Demirci(1967-?)
.
.
.

Vedat Eğilmez


1967 tarihinde Yusufeli Ahalt’ta(Evren Mahallesi) doğuyor. İlkokulu İnönü İlköğretim Okulu’nda, ortaokulu İmam Hatip Lisesi orta kısmında bitiriyor. Öğrenim hayatına ise ‘eğitim burada hafif geldiği için’ Artvin Lisesi’ni bitirerek nokta koyuyor. Lastik ayakkabı, yamalı pantolon, rengini yıllara kaptırmış ceket ve aşk… okul yılları. Uzun uğraşlara rağmen istenilen yana yatmayan saç gibi bir gençlik… Avukatın başında olsa dava kaybettirir. Mühendisin başında olsa eli boş döndürür ihalelerden… Öyle bir şey… Adem Ağabeyi’ne kazandırıyor ama… Ne mi? Şairlik. Yusufeli’nde yaşayıp da onunla muhabbet etmeyen bütün insanlara, gönül rahatlığıyla çok şey kaybettiklerini söyleyebilirim. Abartısız, tam bir söz ustası. Okulumuzun beşinci edebiyatçısı, üçüncü felsefecisi de diyebiliriz veya YÇPL sorumlusu…
Askerlik bir türlü aklından çıkmayan kötü bir şarkı gibidir. Acemi birliği ustalık derken sürgünler başlar. Şair olmanın bedelini ağır öder sürgünde. 60 gün askeri ceza evinde kalır. ‘Hayatımın en güzel günleri burada heba oldu.’der. Şarkıcı olsa herkes değer verir, şair oluca cezalar bir yağmur gibi yağar başına. Rumuz: Açmadan solan gül.
1991 senesinde spor totodan yüklü bir para kazanıyor. Hayat sürprizlerle dolu.’6 ay ağalığını yaptım Yusufeli’nin.’ diye ifade ediyor. Tabii para geçliğe benzer, ikisi de istenilmediği halde çabucak uçar gider hayatlardan. Sonuç; bu dünya yalan. Bir keresinde kafa trilyon, dere kenarına hava almaya gider. Balık avlamakta olan bir gence rast gelir. Genç kendisine bir soru sorar. Camiye dökmem diye cevap verir Adem Ağabey. Genç zaman kaybetmeden ikinci sorusunu sorar. Ama ağabeyimiz buna cevap veremez. Bir zaman düşüncelerini işgal eder kul yapısı ve Allah yapısı. Efkârlanır ve kafayı iki trilyona çıkarır.
Beşeri aşktan ilahi aşka geçişi bir rüyayla başlar. Nasıl mı? Şöyle: Uğursuz günler birbirini kovalıyordur. O günlerde bir de mahalle sakinlerinden birinin cenaze törenine katılmıştır. Hem bu olayın etkisiyle hem de her zaman yanında taşıdığı filozofluğunun etkisiyle ölüm fikri derin bir yer işgal etmeye başlamıştır içinde. Yine derin murakabeler yaptığı bir gece uykuya dalmış ve mezkûr rüyayı görmeye başlamıştır. Bilinmeyen veya hatırlanmayan bir nedenden dolayı ölmüştür. Eşin dostun ağlamaları, taziyeler, cesedin yıkanması, kefenlenmesi ve tabuta konulup omuzlara alınması sanki de gerçek gibidir. Tabi bu arada bu ağır rüyanın etkisiyle ağabeyimiz sola dönerken yataktan yere düşer. Uyku ağır, uyanmaz tabii. Sonra sağa döner ve tam tahta yatağının altına girer. Rüyada kendisini mezara indirmişlerdir bile. Mertekler dizilip üstüne toprak atılır. Bu baskıya daha fazla dayanamaz ve uyanır. Terden sel gelmiştir bedenine. Etrafta alışık olduğunun dışında bir karanlığın olduğunu sezer. Elektrikler kesilmiştir diye düşünür. Doğrulur kafası yatağa çarpar. İrkilir. El yordamıyla ve bin bir korkuyla arar çıkışı. Rüya mı, mertek mi sonunda anlar ama yaşadığı da ona yeter. O gün başladığı namaza bugüne kadar hiç ara vermeden devam etmiştir.
İş hayatı 1987’de Elektrik Etüt’e mevsimlik işçi olarak girmesiyle başlar. Artvin ilinin ilk iş durdurma ve yürüyüş eylemini örgütler. Sonunda toplu görüşme beklerken toplu işe son verme olayıyla karşılaşır. İkinci iş başvuruşu yaptıkları grevin tüm ilçede duyulması yüzünden başarısızlıkla sonuçlanır. 1993’te garajlar mevkiinde kahve işletir. 1994’te Maden Teknik Arama’da işe başlayarak altı ay çalışır. AGM’de mevsimlik işçi olmak bir şair için her zaman iyidir.(1995) Ama oradan da sorgusuz sualsiz Milli Eğitim’e memur olarak verilir ve YÇPL’de bugüne kadar devam eden iş hayatına başlar. 1998’den beri burada çalışmaktadır.
YÇPL’de çalıştığı sıralarda korkunç bir kaza atlatır. Okulun çay setinde elektrik kaçacağı olduğundan hem çarpılır hem de yanar. 400 volt elektrik 110 da sıcaklık tam 510 volt akım geçti der bu tapan vücuttan.
‘Bu hayatta varım yoğum iki oğlum’ der. Günde sekiz saat birine sekiz saatte birine ayırır. Geri kalan vakit ise uyku ve mesainin. Takım tutmaz. Bugüne kadar maç muhabbeti yaptığı görülmemiştir. Gazetelerin ekonomi sayfasını okur. TV programlarından Şebnem Kısaparmak’la Paylaştıkça’yı izler. Aşırı duygusaldır. Siyasi guruplaşmaların hiçbirine dâhil değildir. TVT’ye kısa mesaj gönderir.

KÜÇÜK BİR TİYATRO SÖYLEŞİSİ


AHMET KASA: Sayın hocam, tiyatro ile ne zamandır uğraşıyorsunuz?
MUSTAFA OTHAN: Tiyatroya lise yıllarımda büyük bir merakla başladım, tabi o dönemde edebiyat öğretmenimiz oyuncu seçimlerini tamamlamıştı, ben biraz geç kalmıştım ama dekorcu olarak gruba katılmayı başardım.
AHMET KASA: Üniversite yıllarınızda devam edebildiniz mi?
MUSTAFA OTHAN: üniversiteye gider gitmez ilk işim Tiyatro Kulübüne girmekti, onu da hemen yaptım. Üniversite yıllarının bana en büyük katkısı sanat alanında oldu; tiyatro sanatının ne olduğunu, bir oyunun nasıl sahneleneceğini, tiyatro türlerini... v.b gibi birçok şeyi teorik ve pratik yönden öğrenmiş oldum. Aslında tiyatro bir tutkuydu ve ben bu tutkuya yakalanmıştım. Hani ünlü ressam E. Delacroux’ un dediği gibi; “biz romantik olduktan sonra dağlar güzelleşti.” Bu sözü kendi hayatıma uyarlarsam, ben tiyatroyla uğraştığımdan beri hayatı daha farklı algılıyorum.
AHMET KASA: o zaman biz de sizin sözünüzden yola çıkarak şu soruyu soralım; tiyatro sanatı insana hayatı nasıl farklı algılatabilir?
MUSTAFA OTHAN: Aslında sadece tiyatro sanatı dersek yanlış yapmış oluruz; çünkü sadece tiyatro sanatı değil bütün sanat dalları hayatı farklı algılamak demektir. Sanat, nesnel gerçekliğin insan usunda (aklında) estetiksel bir şekle dönüştürülmesidir. Burada nesnel gerçeklikten anlaşılması gereken doğadır, toplumdur ve insandır. Bunların toplamı “hayatı” ifade eder. Tiyatro ise hayatın içerisinden bir sestir ve hayatı sahnede temsil eder. Buradaki sahne; aynı zamanda bir sokaktır, kahvehanedir, evdir, savaş meydanıdır, cezaevidir, parklardır, dağlardır ve de köydür, yani hayatın her karesidir.
AHMET KASA: Çok güzel, okulumuzdaki Tiyatro Kulübü de sizin çabalarınızla açıldı, okulumuzdaki tiyatro çalışmaları hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?
MUSTAFA OTHAN: 2005- 2006 eğitim öğretim döneminin başında Tiyatro kulübü olarak çalışmalarımıza başladık, çok yetenekli arkadaşlarımız vardı ve biz bu yetenekli arkadaşlarımızdan oluşan bir oyun grubu çıkardık. Oyun grubumuzun sunduğu ilk gösteri 24 Kasım öğretmenler gününde sahnelenen “Öğretmene Armağan” adlı küçük skeçtir. Daha sonraki oyunumuz 18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma günündeki “ Anafarta Yiğitleri” idi.
AHMET KASA: Bu oyunlar sonunda izleyenlerden aldığınız tepkiler nasıldı?
MUSTAFA OTHAN: Gerçeği söylemek gerekirse bu kadar beğenileceğini ve takdir toplayacağını tahmin etmiyordum, aldığımız eleştiriler ve övgüler Tiyatro Kulübümüzün biraz daha gelişmesi için bir gerekliliktir çünkü eleştirinin olmadığı bir yerde gelişme olamaz. Ayrıca bu oyunlarda emeği geçen tüm arkadaşlarıma ve bizlere desteğini esirgemeyen Okul İdaresine canı gönülden teşekkür ediyorum.
AHMET KASA: Tiyatro Kulübü yeni bir oyun hazırlığı içerisinde mi? İki tane güzel oyun çalışmanızdan sonra üçüncü bir oyun sergileyecek misiniz?
MUSTAFA OTHAN: Evet, üçüncü bir oyun hazırlığı içerisindeyiz, büyük bir kısmı tamamlanmış olan “ bitmeyen ‘su’ ya da bitmeyen ‘son’” adlı iki perdelik komedi türündeki tiyatro oyunumuz gerekli izinler alınamadığı için çalışmalar geçici olarak durdurulmuştur fakat hemen akabinde yılsonu etkinliği olarak “ Gizli Kamera” adlı oyunun hazırlıklarına büyük bir hızla başladık.
AHMET KASA: Tiyatro Kulübündeki çalıştırdığınız öğrencilerinizden yeteri kadar verim alabiliyor musunuz?

MUSTAFA OTHAN: Tiyatro Kulübü içerisinde gerçekten çok yetenekli öğrencilerim var, bunu sadece ben değil sergilenen oyunları izleyenler de söylüyorlar. Ben canı gönülden inanıyorum ki bu öğrencilerimizden birçoğu bu yeteneklerini mutlaka başka yerlere daha güzel bir şekilde taşıyacaklardır.
AHMET KASA: Son olarak şunu sormak istiyorum; tiyatroyla iç içe olan biri olarak beğendiğiniz tiyatro oyuncuları kimlerdir?
MUSTAFA OTHAN: Tabi bir amatör tiyatrocu olarak cevap vermek gerekirse; Rutkay Aziz, Şener Şen, Metin Akpınar, Zeki Alaysa.
AHMET KASA: Bize zaman ayırdığınız için size çok teşekkür ediyor ve çalışmalarınızda kolaylıklar diliyoruz.
MUSTAFA OTHAN: Ben de teşekkür ediyorum.






Sevgi


Zeynep Bayrak│11 FEN


Açmamış bir goncanın, yara almış bir gönlün, yok olmamış bir duygunun, bazense ucu ve sonu belli olmayan yokluğun kaderine nakışla işlenen bir duygudur sevgi…
Bazen mutluluğun gürültüsünü çizer zamana inat çalışan kalplere. Bazen varlığını boşluğa gömen duygulara bir mum, bazense küllenmiş anıları yeniden alevlendiren kordur gönüllerde. Yokluğun sessizliğinde açabilen bir gonca, semanın küskün yüzünde parıldayan bir güneş, karanlığın yalnızlığında can bulan bir yıldız, kalbin yosun tutmuş tarafını onaran bir duygu olan sevgi, hüzne bürünmüş kadere her gün biraz daha gençleşen güneş gibi doğar. Düşlerde genişleyen hayalleri kalbinden taşırdığı busesiyle ıslatan, tebessümle yoğrulmuş duyguları gönlünün en ihtişamlı görüntüsüyle çizen sevgi, esrara boyanan gönülleri ferahlatır.
Ellerin tutamayıp gözlerin yakaladığı, hislerin dokunabilip habersiz sarabildiği bir sırdır sevgi…
Umutların dudağında mutluluğu taşıyan, kalbi bin parçaya bölen sihri yok eden, duyguları esiri altına almış hüznü boşluğa gömen, karanlığın sessizliğinde büyüyen korkusuyla süslenmiş tebessümüyle silen sevgi, duyguları hayata, çiçeği toprağa, insanı ise insana bağlar. Zorluğa karşı direnmeyi, zamana karşı savaşmayı, mutluluk ile barışık olmayı sağlar. Güneşini kaybeden semaya sabır olarak doğarken, mutluluğu kaybeden bizlere umut olarak doğar.
Hayatta pusulamızı kaybettiğimiz bir anda yüreğimizde filizlenen sevgiyi kaderle birlikte başka diyarlara savurmamak için hayallerin tebessümle süslediği duyguları, kalbimizin en derin yerine gömmeliyiz. Böylece sevgiyle birlikte sevmeyi ve sevilmeyi de öğrenebiliriz.






Eğitimde Batıl İnançlar(2)


Vedat Eğilmez


Genellikle veliler toplantısında kendisine sıkı sıkıya bağlanılan bir hurafe bu. Eğitime farklı bir bakış açısı kazandırdığı bile söylenebilir. Kimsenin zarar görmemesini hedef alır. Başarır da. Oldukça hümanist bir söylemdir. Egzistansiyalist öğeler de içerdiği inkâr edilemez.
Senaryo çoğunlukla aynıdır: Çocuk çalışmadığından bir sürü dersten kırık not alır. Bu yüzden kendini kötü hisseder. Bir boşluğa düşer başka bir deyişle. Çalışmayı yine de göze alamaz. Çalışmadan başarılı olmanın yollarını arar, bulamaz. Huzursuzluk kalbi aşıp çehreye yansıyınca veli okula gelir öğretmenleriyle görüşür. Öğretmen ne yapsın? İki atasözü bir hurafe, tatlıya bağlar olayı.
‘Sayın veli; çocuğunuz oldukça zeki. İsteyince fevkalade anlıyor. Ama gereken çalışmayı yapmadığından başarısız oluyor. Ağaç yaşken eğilir, sakla samanı gelir zamanı, falan filan…’ Zeki kelimesi olayı bitirmiştir. Veli huzura kavuşmuştur. Kimse zarar görmeden bitmiştir görüşme.
Sonuç: Çocuk zekidir fakat geri zekâlılarla aynı sonucu paylaşmaktadır. Kafası her şeyi alıyordur ama yalnız çalışınca başarılı olunabileceğini almamaktadır. Zekidir zeki olasına da çalışmakla elde edecekleri ile çalışmamakla kaybedeceklerini iyi hesap edememektedir. Kafası haylazlığa çalışmaktadır. Vs…
Bu sonuçlara bakılırsa batıl inancımız toplumumuzda bayağı bir yer işgal etmektedir öyle ki zeki olmayanların sayısı neredeyse yok denecek kadar azdır.
Kafayı her insan kapasitesi oranında kullanır. Ne olursa olsun geleceğini inşa etmek yolunda yorulmayan kafa, gelecekte, kazandığı değil çevresinde yaşayan insanlardan kendisine kalanı, sahiplenmek zorunda kaldığı için daha fazla yorulur. Çalışırsa rızkını değiştirir demiyorum, değiştiremez, ama onu daha anlamlı kılar.
Velhasıl, anlamada hiçbir problemi olmayan, isteyince oldukça başarılı olabilen ve her alanda zehir gibi pratik yöntemler üretebilen bir çocuk çalışmıyorsa, bu yüzden de başarısız oluyorsa ona gönül rahatlığıyla geri zekâlı diyebiliriz. Biyolojik problemleri olsaydı gönül rahatlığıyla diyemeyecektik çünkü.






Yalnızlık



Zeynep Bayrak



Pencereme vurup dağılan yağmurun sessizliğisin sen

Akrebin yelkovandan kaçması belki de bu öfken

Seni paylaşamıyorum bilmem neden

Çoğu zaman soruyorum kendime ben Sen misin beni uçuruma iten

Yoksa ben miyim seni bu duruma getiren

Zamana bile of dedirten

Paylaşılamayan bir hiçsin sen

Mısralara bile dökülemeyen

Kalbin gizli dilini bilmeyen

Zamansız bir misafirsin sen

Çoğu zaman soruyorum kendime ben

Sen misin beni uçuruma iten

Yoksa ben miyim seni bu duruma getiren.